Eleştiri üzerine kurulmuş bir sistemde ilerlemek neredeyse imkânsızdır. Eğer yapıcı bir düşünce yerine sürekli tahkir (aşağılama) hâkimse, bu ortamda bulunan insanların—özellikle de oraya eğitim amacıyla gelen öğrencilerin—sağlıklı bir şekilde gelişmeleri beklenemez. Böyle bir ortamda öğrenciye bilgi verilmez; onun yerine kin, nefret ve zihinsel karmaşa aşılanır.
Bu durum sadece verimsizliğe değil, aynı zamanda zihinsel çöküşe de neden olur. Ortada üretime dönük bir yapı değil, sürekli yıkıma odaklı bir sistem varsa, öğrencinin zihin sağlığının bozulması kaçınılmazdır.
Her hocanın farklı bir sözle, farklı bir anlayışla gelmesi, tutarlılığı yok eder. Bu çeşitlilik değil; kaostur. Öğrenci bilgiyle donanmak yerine ifsat edilmiş (bozulmuş, çarpıtılmış) düşüncelerle zehirlenir. Böylece her zaman bir ikilem içinde kalır, bir türlü dengeye ulaşamaz ve sonuçta dipsiz bir bataklığa sürüklenir.
Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve her bir saati, bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden şekva değil, şükretmek gerektir.
Lemalar
Bir grup insan bir şeyler umarak kulluk yapar; bu tüccar kulluğudur. Bir grup insan da korkudan dolayı kulluk yapar; bu da köle kulluğudur. Bir grup insan da vardır ki, şükür olsun diye kulluk yapar; işte bu, tüm duygu-lardan yakasını kurtarmış seçkin kimselerin kulluğudur."