Yani "Dünya öyle bir meta değil ki bir nizâya değsin." Çünkü fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise dünyanın cüz'î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın!
Biz millet olarak elimizde olanı hiç bir zaman kıymetini bilmedik veya iş işten geçtikten sonra anlıyoruz ama oda nafile Risale-i Nur gibi bir hazine var yanı başımızda ama bizim tek sözümüz
“YABANCI KELİME VAR ANLAMIYORUM” tabi bu gözle bakarsak anlamayız çünkü gözünün önünde kara perdeleri kaldırmadıkça güneş istediği kadar parlasın insanın nazarında kapkara bir hale bürünür.
Ve selam…
Netice olarak şu husus unutulmamalıdır: Ameller, kurtuluşun bir bedeli değil, bahânesidir. Amele muvaffak kılan da, onları kabul eden de Allah'tır. O halde neresinden bakılırsa bakılsın, kurtuluşumuz Allah'ın lutuf ve keremi iledir. Orta halli (mu'tedil), dürüst (müstakîm), sürekli ve kararlı (müstekar) bir tavır, erişilmek istenen hedefe götüren en güvenilir ve sağlıklı yoldur, eskilerin tabiriyle "eslem tarîk"tir. Allah cümlemizi buna muvaffak kılsın.
Anglikan Kilisesi'nin "Islamiyet, fikre ve hayata ne getirmiştir?" sorusuna, o zamanlar "Dâru'l-hikmeti'l-İslâmiyye" âzasından olan Bediüzzaman Said Nursî'nin verdiği, “İslâm, fikre tevhid, hayata istikamet vermiştir" cevabı, hadisimizin bir başka şekilde ifadesinden ibaret olup son derece yerindedir.