Gözlerim O Çocuğu Arar!
Her gün yürürüm
Bu kaldırımda ben.
Maskem,
Emekli öğretmen.
Herkesin maskesi var,
Eczacı, Fırıncı, Berber, Polis.
Ve gülümseyen o çocuk
Maskesiz!
Kaldırımda yürürüm
Maskeli,
Ağırbaşlı büyükler,
Her şeyi bilen,
"Sor, söyleyeyim"
Diyen yüzler!
Ve gülümseyen o çocuk,
"Bilmem, keşfediyorum"
Diyen o gözler!
...
Felaketimizi başka biri ile taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur: Çocukların felaketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.
İster hayatımız, ister ekin tarlamız olsun, sahip olduğumuz şeyleri yitirmeyen korkarız. Ama Hatay hikayemiz ile dünya tarihinin aynı El tarafından yazılmış olduğunu anladığımız zaman, bunu anlar anlamaz, bu korku uçup gider.
Bütün günler birbirine benzediği zaman insanlar, güneş gökyüzünde hareket ettikçe, hayatlarında karşılarına çıkan iyi şeylerin farkına varamaz olurlar.