Öyleydi, günün birinde bizden bir başkası gibi bahsederdi en yakınımızdakiler. Arkadaşlıklar, dostluklar, aşklar geride kalırdı. Bizimle ilgili tüm sıfatlar değişmiş, tüm yüklemler yerini terk etmiş, adımızın önündeki veya arkasındaki her şey bambaşka bir diyara göç etmiş olurdu sonunda. Bir zamanlar hayatımızın tamamını kaplayan insanların hikayelerinden, bizi tanımlayan ifadelerinden günün birinde uzak kalıyorduk ve en acısı da buydu. Çünkü ayrılık, sadece bir insandan değil, artık içinde olmadığımız bir hikayeden de mahrum kalmak demekti.
İnsan kimi sevmezdi? Sevilmeyi hak etmeyecek kadar kötüleri mi, yoksa kendisini sevmeyenleri mi? Hem birini iyi ya da kötü yapan neydi? Fıtrat mı? Kaderi mi? Yoksa ona bakıp nasıl bir insan olduğuna karar verenler mi? Mutluluk öyle bir şeydi ki herkese yakışıyor, gülümserken pek az kişi kötü olabiliyordu.