— Çivisi çıkmış diyorsunuz yani bu dünyanın?
— Sadist diyorum, gerici diyorum, üstüne düzenbaz, bir de kuş beyinli diyorum... oldum olası
sahteye meyilli, tabiatında var... ölüyor bitiyor sahteye!... etiketleri değiştir, partileri değiştir,
enlemleri değiştir, fark etmez, netice aynı!... sahte mal lazım bu dünyaya, cilalı mal lazım, her yerde,
her şeyde!... misal şu aralar Van Gogh malı götürüyor, niye, millet iyi para getiriyor deyip abanıyor
da ondan, hazır “piyasalar” da tıkırında! nerede lan peki o şans yazarlarda! yaşlandıkça kıymete mi
biniyor kitaplar!... ama ne anlattım ben size, sinema çıktı, aynı bu yazarlar kıllarını bile
kıpırdatmadılar... mülayim adam havalarında, görmemiş, duymamış gibi yaptılar... hani davet olur,
masada genç bir kızcağız, zart diye osurur birden, aynı hikâye... ama yetmedi bunlara oralı olmamak,
istiflerini bile bozmayıp döktürmeye devam ettiler üstüne, hem de ne döktürdüler be!... iyice
incelttiler o “ince üsluplarını”... ahenk kattılar “ahenklerine”... “inci gibi dizdiler” dizelerini...
Cizvitlerden kalma o meşhur kadim tarif... içine de bir tutam Anatole France , bir gıdım Voltaire ,
azıcık René , azıcık da Bourget , oh mis... ama dur, asıl ne kattılar asıl, şöyle kol gibi, bol kepçe
ibnelik... kilo kilo dolap entrika... eh “sapına-kadar- Gideci ”, “sapına-kadar- Freudcu ”, “sapınakadar-ispitçi” nasıl olacaksın başka!... ama tabii evvela “cilalı” olacaksın!... cilasız olur mu be?... en
yenilikçi sen olacaksın ama geleneklere uyacaksın!... en “angaje” sen olacaksın! akacak böyle
paçalarından!... taşaklarına kadar dolacak! üç, dört, beş, altı Partiye birden göz kırpacaksın, bir ona
bir buna, maymun edecek’sin milleti!... ama “cila”dan vazgeçmek yok, Saint- Sulpice’in haşmetli
Tanrısından vazgeçmek yok!... asla!... sadakat! “formül”