Sadettin Şanlı

Edebiyatımızın Devleri Üzerine
“Senin en sevdiğin yazar o mu?” “Sayılır” “Ben okusam sever miyim?” “Bayılırsın. Özellikle Saatleri Ayarlama Enstitüsü…” … “Şuraya bak ya… Hayret bir şey. Bu ülkenin en önemli yazarının mezarının yanına çöpleri yığmışlar. Tamam, kuru ot çöp sayılmaz; ama yine de… Zaten yaşarken de böyleydi. Horlanan, küçümsenen, Kırtıpil Hamdi diye dalga geçilen biri… O tam bir Tutunamayan’dı aslında.” … “Evet. Bak tutunmuş olanın mezarı nasıl!” Hemen yandaki Yahya Kemal’in mezarını işaret ettim. “Çevresinde güller, başucunda serviler… İki mezar arasındaki farkları bulunuz!”
Sayfa 132 - Tanpınar, Y. K. Beyatlı ve Oğuz Atay üzerine görüşler·Kitabı okudu
Reklam
Yazarın; eserine hükmedemez hale gelişi
“Evet çünkü bu aslında yazarken yaşadığım deneyime benziyor. Hem gerçek değildirler hem de var olduklarına inanırsın. Bir süre sonra gerçek insanlardan daha gerçek gibi gelirler.”
Sayfa 130·Kitabı okudu
7/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2022 2. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2022 16:48
İnternet kullanımının özelliklede akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte yazarların son dönem eserlerinde göndermelerin öncekilere göre daha yoğun kullanıldığını gözlüyoruz. Bu bir tablo, bir müzik parçası, tarihi bir kişilik, herhangi bir şehrin parkı vb. olabiliyor. Yazarlar herhalde eserini bu tür öğelerle zenginleştirmeyi amaçlıyor ve bunda sakınca görmüyor. Eseri okurken anılan tabloyu telefonunuzdan görüyor, hakkında bilgi ediniyorsunuz ya da adı geçen müzik parçasını açıp eseri onun eşliğinde okumayı sürdürüyorsunuz. Okur olarak bunun beni zenginleştirdiğini, eseri daha görünür kıldığını düşünüyorum ama ‘eserin akıcılığından uzaklaşmaya neden oluyor mu, bu yönüyle eserin gücünü zayıflatıyor mu? ’ bu da ayrı bir soru. Romanda başka eserlere ait göndermeler, onlardan yapılan alıntılar italik yazıyla gösterilmiş. Göndermeler yalnızca edebiyattan değil. Bilimin çeşitli dallarına, bu dallardan bilim insanlarına, onlara ait terimlere, çokça yer verilmesi yanında çeşitli eşya markalarının adları dahi anılıyor. Örnekler: ideogram, gargoyle, Acıbadem’deki Köşk (Tanpınar), Schrödinger’in babası, Schrödinger’in Asena’sı (Schrödinger’in Kedisi), Corto Maltese (kasket), Moleskine (defter), Escher’in merdivenleri, Andy Warhol (ressam), minotor, Sevgili K. , “temkin zırhlısı” (s. 233) (Potemkin Zırhlısı ) vb. Sadece bir sayfada bile yedi - sekiz göndermeyle karşılaşabiliyoruz. Bunu anlayabilmek, eserin tadına varabilmek için okurun geniş bir edebiyat kültürüne; daha ötesi genel kültüre, bilgi dağarcığına sahip olması sahip olması gerekiyor. Yoksa okur kitabı birçok şeyin farkına varmadan tüketebilir. Örneğin: s.224’te “Yazdım da netekim. Adam tiranlıktan emekli ama ressam olmuş” sözüyle Kenan Evren’e atıf yapılıyor. Ressamlıktan çok onu çağrıştıracak şey ‘nitekim’
Baba Oğul ve Kutsal RomanMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2015348 okunma

Sadettin Şanlı

, bir kitap okudu
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
14 günde okudu
·
2022 1. kitabı
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2022 14:19
(Spoiler içerir) Romanda Norveç gibi ekonomik ve sosyal refah seviyesi imrenilesi bir toplumdaki Komünist Parti’nin yapısından, üyelerinin birbirleriyle ilişkilerinden yola çıkılarak örgüt çelişkileri, gülünçlüğe varan yanlışlar zaman zaman mizahi ama çoğunlukla dramatize edilerek veriliyor. Norveç’teki komünist parti IKP(m-l)’den yola çıkarak bütün KP’lerin yapısındaki çelişkiler veriliyor dahası sosyalist ülkelerdeki çözülmede iktidardaki KP’lerin rolü değerlendiriliyor. Komünist parti yapısının ve sosyalist toplumlardaki yaşam biçiminin değerlendirildiği bölümlerde kitap, romandan uzaklaşıp uzun bir makale havasına bürünüyor. Sanki yazar hangi türde yazacağına karar verememiş de ortaya roman-makale karışımı uzun bir metin çıkmış gibi. Buraları daha çok sol bir dergide Komünist Partilerin yapısal eleştirisi ve sosyalist toplumlardaki çözülmeyi işleyen analitik bir yazı havasına bürünüyor. Mahcubiyet ve Haysiyet ile bu roman arasında benzeşen yönler var. İki romanda da başkahraman Norveç Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Kişilik yönleriyle de her iki romanın kahramanı benzer özellikler gösteriyor: Öne çıkmayan bağımlı kişilik yapısı; öğrencilerle iletişimde sağlıksız, kusurlu öğeler, çatışmaya giden hatalar vb. Bu benzerliklerden hareketle sık sık yazarın da Norveç Dili ve Edebiyatı öğretmeni olabileceği ya da yakından tanıdığı bir öğretmeni anlatmış olabileceği izlenimine kapıldım. Çoğu yerde görülen beş sayfa süren paragraflar, bitmek bilmeyen uzun cümleler, romanın hiç diyaloğa dayanmayan anlatımı okumayı güçleştirebiliyor. Olaylar diğer romandaki gibi kahraman bakış açısıyla veriliyor. Bütün bunlara karşın Dag Solstad eserini okutmayı başarıyor hatta kimi bölümlerde roman alabildiğine akıcılık kazanıyor. Yakın tarih konularına ilgi duyanların severek okuyacakları
Edebiyat
Reklam