Birine bir iyilik yaptıktan sonra kendini üstün hissetmenin verdiği bu doygunluk olmasa kimsenin kimseye iyilik yapacağı yoktu aslında.
Merhametin özü kötücüldü, bu yüzden maraz doğuruyordu.
Garipti insanlar, sürekli üstlerine vazife olmayan şeyler yapıyorlardı.
Sürekli birbirlerinin işine karışıyorlardı. Sürekli birbirlerinin arkasından konuşuyorlardı. Her konuda fikir yürütüyorlar, en iyiyi kendilerinin bildiğini sanıyorlar, her zaman kendi söyledikleri yapılsın istiyorlardı. Ama bunlar kötülük sayılmazdı, gerçi iyilik de sayılmazdı.
Bir insan doğum ve ölüm denen iki büyük yalnızlık arasında hiç yalnız kalmamışlardan degilse, içinde bir türlü ses olup dağılamayan bir çığlığı taşımışsa, bir anı ya da bir hayal
için hayatını yakalayabilir. Böyle bir insan yüreginde kurdugu bir mahallede, herkesten gizli, ugrunda hayatını yaktığı şeyle yaşayabilir.
Ben çeşit çeşit gülüşlerimle
ünlüyümdür. Hep neşeler gezdirmişimdir yanımda. Benimle
birlikte olanlar, en çok neşemi severler, bilirim. Çünkü hüzünlü suskunluklar, aglamaklı duruşlar insanlara kendi küçük acılarını hatırlatır.