Bu kitapta bolca bulabileceklerimiz; Rus edebiyatının o kendine has karamsarlığı , memurlar arasında yaşanan kibir ve var olma çabası, Gogol’un Palto’sunda hepimizi üşüten soğuk hava ve yokluk; yine yazarımızın suçunda ve cezasında cinayet işlemiş bir Raskolnikov tedirginliği…
40 yaşlarında taa bilmem kaçıncı dereceden memur, kendini bir böcek olarak bile göremeyen, yalnız, ciddi manada dengesiz, yoksul bir adamın hikayesidir anlatılan Yeraltındaki Notlar’da. Kahramana yeraltındaki adam diyeceğiz çünkü Fyodor ona bir isim vermemiştir. Bunun sebebi belki de yazarın kendinden bir şeyler kattığı hatta ve hatta kendini anlatması olabilir. Belki de etrafındaki başka birilerini kastetmiştir. Fakat okuyucuların kanısı şu yöndedir ki ; yeraltındaki adam benim, sensin, her birimiziz. Hepimiz yeraltındayız. Yani bilincimizin altında, zihnimizde. Hatta kitaptaki bazı satırlarda, yeraltında, karakterle öyle yakınlaşırız ki, işte ben bunu düşünmüştüm deriz.
“Durup dururken, ortada fol yok yumurta yokken kendi kendimi gücendirdiğim çok oldu; aslında hiç sebep olmadığını bildiğim halde kendimi öyle dolduruyordum ki, sonunda gerçekten gücenip içerliyordum.”
Kitap 2 bölüme ayrılmakta ve ilk bölümünü yeraltı başlığı oluşturmakta. Akla ilk gelenin aksine ne bir maden ne de bir zindan konu edilmekte. İkisinden de daha fena bir mahzen söz konusu; yalnızlık!
Belli başlı günlükler, duygu değişimi yüklü anılar ve karakterin kendi çekişmesini okuyoruz yeraltında. Karakteri sevmekle nefret etmek arasında gidip geliyoruz. Yalan söylediğinde söylediğini, kıskandığında nefretini ve apışıp kaldığı her anda utangaçlığını tamamen şeffaflıkla anlatıyor bizlere. Asla sevilmediğini ama kimsenin de nefret edecek kadar onu ciddiye almadığını anlatıyor. Bir başrolden beklenen hiçbir erdem yok bu adamda. Ne