Sanirim dolu dolu yasamak deyince bircogumuzun anladigi, daha dogrusu yanlis anladigi, hayatimizi adeta bir yeni, cilgin, ilginc deneyimler panayirina cevirmek. Eger hayatimda ne kadar farkli sey denersem, gidip bilmem nerede yilan kani icip, baska bilmem nerede ipte yuruyup, sonraki bayram tatilinde de bes kaplanin kafasini seversem, o kadar dolu dolu yasamis olurum. Gibi geliyor. Ama degil.
Eminim ki sosyal medyada gormussunuzdur; birinin profilinde bir yerlerde "32 countries visited" yazar. Belki etrafinizda yapanlar da vardir; dokuz gunluk bayram tatili mi, birbirine rahat gecilecek bes ulke secip dokuz gunde skor yapmak. Ellerinden gelse her gun bir ulke gorecekler. Hepsi ne icin? Profilindeki veya zihnindeki o sayiyi yukseltmek icin. Ne anladi? Gittigi o ulke uzerine ne ogrendi? Kac kisiyle konustu? Kac muzesini, kafesini, kitapcisini, kasabasini, koyunu gordu? Sifir. H&M'ler ve Zara'larla bezeli ana caddesinde bir asagi bir yukari yurumek, gorduklerini daha once gordugu bir seylere benzetmek(Aa burasi da ayni Izmir!) ve sonra hop bir sonraki "deneyime."
Baska bir ornek, haftalik programini cesitli aktivitelerle dolduranlar mesela; Pazartesi gunu tango, Sali gunu edebiyat okuma grubu, Carsamba gunu Yoga, Persembe gunu tiyatro grubu, Cuma caca, Cumartesi rumba, Pazar gunu gitar dersleri. Sorsaniz "Aa ne ilginc, nasil basladin tiyatroya?", "Yoga ile dans birbirlerini destekliyorlardir, degil mi?", "Aa en sevdigin edebi akim ne? Neye gore seciyorsunuz kitaplarinizi?" cevap yok. Tika basa dolsurulan hayatlardan geriye gercek bir kendilik, gercek bir deneyim kaliyor mu emin degilim.
Ancak herhangi bir seyi gercekten deneyimlemek istiyorsak, ona kendimizi adamamiz, ona kendimizi birakmamiz, ona tamamen bulanmamiz, batmamiz gerekiyor.
Varoluscularin dolu dolu