Bizler doğarken içimizde daha ileride gelişecek her şeyin tohumunu da taşıyoruz. Fakat nasıl ki Raffaello ve Michelangelo fırçalarıyla ve renkleriyle doğmadılarsa, bizler de fikirlerle doğmadık.
Sen kimsin? Nereden geliyorsun? Ne yapıyorsun? Ne olacaksın? Bu; evrendeki bütün canlılara sorulması gereken, fakat hiçbirinin cevap vermediği bir soru.
Diyelim ki duyumlarımızın, düşüncelerimizin, hareketlerimizin sebebini tıpkı gezegenlerin tutulma nedenini, Ay'ın ve Venüs'ün farklı evrelerini keşfettiğimiz gibi keşfettik. Bu durumda nasıl gezegenlerin evrelerini ve tutulmalarını öngörebiliyorsak, duyumlarımızı ve bu duyumlardan kaynaklanan düşüncelerimizi ve arzularımızı da aynı şekilde öngörebilirdik. Böylece içimizde yarın neler olup biteceğini önceden bildiğimizden, bu mekanizma sayesinde ne yönde, hayırlı mı yoksa uğursuz şekilde mi etkileneceğimizi bilirdik
Nasıl elmalar hamken çekilip kopartılır ve tam olgunlaşınca düşerse, aynı şekilde gençlerin yaşamını güç, yaşlıların yaşamını ise olgunluk alır götürür; bu olgunluk bana öyle tatlı geliyor ki, bizzat ölüme yaklaşırken, uzun bir deniz yolculuğunun ardından karayı görmüş ve nihayet limana varacakmış gibi hissediyorum...