Muhammed Salih

Muhammed Salih
@Salihkrblt_
«Uykusuzluktan, alnımın kitap sayfalarıyla nasıl musafâha ettiğini bir görseydin...»
Öğrenci
Lisans
İstanbul
59 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
Şartlı Sevginin Trajik Hikayesi
Puan vermedi·74 syf.··
2025 12. kitabı
Kendi hayatını bir kenara bırakıp ailesinin ekonomik ve psikolojik sorunlarını kendisine dert edinen ve bunun için ciddi manada kendisini yıpratarak çalışan Gregor bir sabah uyandığında bir böceğe dönüştüğünü görür. Bu dönüşüme kadar evin gözdesi odur, zira evin geçimi onun sâyesinde sağlanmaktadır. Fakat dönüşümü sonrası ailesiyle arasına soğukluk girer. Çünkü artık Gregor bir geçim kaynağı olmaktan çıkmıştır. Ailenin bu tutumu eserin belki de asıl yazılma amacı, ana ve en sarsıcı damarıdır. Sevgi, sıcaklık ve merhamet denilen duygular; üretimin durduğu, para akışının kesildiği noktada bir anda buharlaşır. Gregor artık evin bir ferdi değil, rahatsız edici bir görüntü, temizlenmesi gereken bir leke, susturulması gereken bir vızıltıdır. Baba figürü, otoritesini sevgiyle değil, bastonun şiddetiyle sürdürür; anne, acımanın korkuya yenildiği bir karanlığa çekilir; kız kardeş Grete ise başlangıçtaki şefkatini kısa sürede tükenmişlikle değiştirir. Gregor'un evde en çok üzerine titrediği kişi olan kardeşi Grete, ondan kurtulmaları gerektiğini söyleyen ilk kişi olacaktır... Kafka'nın dili insanı içten içe kemiren bir soğuk gerçeklik taşır. Cümleler yalın fakat keskin, sade ama iç burkucudur. Okudukça inkar edilemez bir gerçekten bahsettiği güneş gibi aşikâr olur. Menfaati bitenin sevgisi de bitecektir, ister kardeş olun, ister evlat...
Edebiyat
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,8bin okunma
Reklam
Düello
Puan vermedi·128 syf.··
2025 9. kitabı
Anton Çehov’un Düello adlı novellası, yalnızca bireysel bir hesaplaşmanın değil, aynı zamanda ahlâk, sorumluluk ve insanın içsel dönüşümünün de çarpıcı bir tasviridir. Eser, Rus taşrasındaki durağan hayatın içinde, iki entelektüel karakterin dünya görüşleri üzerinden gelişen çatışmayı ve bu çatışmanın bireylerin ruh dünyasında yol açtığı değişimi işler. Başkahraman Laevski, hayata karşı ilgisiz, tembel ve tutarsız bir karakterdir. Duygusal sorumluluklardan kaçan bu figür, Çehov’un tipik olarak eleştirdiği "boş insan" tipinin somut bir örneğidir. Buna karşılık Von Koren, disiplinli, bilimci bir dünya görüşünü savunan, sert ama idealist bir zoologdur. Bu iki karakterin çatışması, sadece kişisel bir düello değil, aynı zamanda ahlaki bir tartışmanın sahnesidir: İnsanı yaşatan şefkat midir yoksa düzen ve akıl mı? Çehov, olaydan ziyade psikolojiye odaklanarak karakterlerin iç dünyasını zarif bir derinlikle işler. Sonuçta, fiziksel düellonun ötesinde, gerçek düello karakterlerin kendi vicdanları ve zaaflarıyla gerçekleşir. Laevski’nin dönüşümü, eserin merkezinde yer alır; bu dönüşüm ne tam anlamıyla kahramancadır ne de bütünüyle güven verici, fakat insana dair olduğu için güçlüdür. Düello, Çehov’un sade ama derinlikli üslubunun ve insana dair keskin gözlemlerinin güzel bir örneğidir. Kısa bir metin olmasına rağmen felsefi sorgulamalarıyla uzun süre zihinlerde kalır. Bireyin içsel hesaplaşması kadar toplumun beklentileri ve modernleşmenin etkileri de ince ince işlenmiştir.
Edebiyat
DüelloAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20221,294 okunma
Kim Bu Meursault?
Puan vermedi·112 syf.··
2025 5. kitabı
Hassas ruhlu insanların Meursault'un yaptıklarına, söylediklerine tahammül etmesini ve kalbinde bir bunalma hissi meydana gelmeden kitabı bitirmesini mümkün bulmuyorum. Kitaba dümdüz baktığımız zaman başından sonuna tek hissedeceğimiz şey belki öfkedir. Meursault'u okura yansıyan bu "duygu yoksunu" portreden kurtarmak hakikaten zor. Çünkü Meursault her ne yaşarsa yaşasın kayıtsızlığını her zaman korumaya devam ediyor. Yaşanan her şeyi "yaşamın getirdiği sıradan ve olağan şeyler" diye yorumluyor ve vurdumduymazlığından bir an dâhi ödün vermiyor, bu annesinin ölümü olsada bir şeyi değiştirmiyor. Bu neyin neticesidir diye sorduğumda Meursault'un insanın evrende anlamsız bir varlık olduğunu savunduğu cevabına vardım. Meursault bunun hem özgürlük olduğunu hem de bir trajedi olduğunu ima eder. Belki de böyle böyle yabancılaşır duygulara. Meursault'un hareketlerine ve düşüncelerine felsefi açıdan yaklaşacak olursak (kurtarmaya çalışıyoruz hocam) şöyle yorum yapabiliriz: Meursault’nun "duygusuzluğu", aslında klasik anlamda bir eksiklik değil, Camus’nun "absürd insan" tanımının bir tezahürüdür. Camus, Sisifos Söyleni adlı felsefi denemesinde, absürdü “insanın anlam arayışı ile evrenin sessizliği arasındaki çatışma” olarak tanımlar. Meursault da bu çatışmanın tam merkezinde durur. Annesinin ölümüne, bir cinayete ve mahkeme sürecine dair tepkisizliği; onun hayatın dramatik olaylarına bile “anlam yüklememesi” ile ilgilidir. Çünkü Meursault, yaşadığı dünyanın ne adalet, ne ahlak, ne de duygu açısından rasyonel bir yapıya sahip olmadığını sezmiştir. Duygusal tepki vermemesi, onun yaşamı bir "gerçek" olarak kabul etmesinden doğar — yani hayata, olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi bakar. Bu noktada Camus’nun absürd insan modeli devreye girer: Absürd insan, hayatın anlamını
Felsefe
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma