Her kitabın bir yaşı var, her kitabı okumanın bir zamanı var. Zamansız aldığım ve birkaç kez elime almama rağmen okuyamadığım, benim için değerli bir eserle geldim bugün, Muzaffer Taşyürek’in kaleminden Tarihten Sayfalar.
Dün itibariyle KPSS kapsamında tarih çalışmayı bitirdim, bu sırada gördüğüm bir şeyden söz etmek istiyorum. Oldum olası tarih için ‘sevmem’ demişimdir, ‘alanım değil’ ‘ilgimi çekmşyor’. Hatta ‘ıyyy tarih’ dediğim bile çoktur Ancak şunu fark ettim ki ben ‘zorunlu ders’ olan hiçbir şeyi sevemiyormuşum. Yani bir şey zorunluluk kapsamından çıkmışsa benim için keyif olabiliyormuş, seçme özgürlüğüm varken keyif alabiliyormuşum o şeyden.
Pandemi süreci de birçoğumuz için zorunluluklardan uzaklaşma süreci olduğu için büyük keyifle tarih okudum ve çalıştım. Şimdi gelelim kitabımıza
Eser Kur’an ve Tarih konusuyla başlıyor, tarihimizdeki önemli İslâmî karakterler, zaferler ve dönemler hakkında kesitlerle devam ediyor. Anlatımı oldukça akıcı, yalın. Eşik Yayınları tarih dizisinin ilk kitabı Yalnızca konu başlıklarını dahî vermiş olsam eminim ki birçok tarih okurunun dikkatini çekecektir.
Semerkand’dan Buhara’ya; Hâce Ahmed Yesevî’den Kemalpaşazade’nin tabiriyle İkindi Güneşi Yavuz Sultan Selim Han’a satırlar atasında kaybolmaktan keyif duyacak herkese okumasını tavsiye ederim. Yaşadığınız yerdeki Semerkand İletişim Merkezi’nden tedarik edebilirsiniz.
Ömer b. Abdülaziz’in şu yakarışını alıntılayarak yorumumu bitiriyorum “Rabbim! Emirlerini noksan, yasaklarını da isyankar olarak yerine getiren benim. Fakat lâ ilâhe illallah.”
Kendisiyle Meczup’ta tanıştığım Halil Cibran’ın üslubu beni oldukça etkilemiş ve yazarın tadı damağımda kalmıştı. Böylece sıra geldi “ustalık eseri” olarak bilinen Ermiş’e..
el-Mustafa isimli bir karakterin ağzından sözde Orfales halkına nasihatler dizisi şeklinde yazılmış olan eser özünde tüm insanlığa bir veda konuşması taşır nitelikte. İçindeki öğütler öyle hayata dair, öyle içten ve anlatımı o kadar yalın ki, insanı hiç yormuyor. Aksine okurken bir büyüğün karşısına oturmuş nasihat dinliyor gibi oluyorsunuz.
Eserle ilgili yapılan yorumları incelediğimde gördüm ki oldukça farklı noktalarına değinilmiş. Ben de benim dikkatimi çeken bir konuya değineyim: eserde el-Mustafa halkın sorduğu sorular üstüne cevaplar veriyor. Halk kesiminde sorulan sorular ve kişiler bağlantısı oldukça belirgin. Kim yarası neyse yahut hangi konu hakkında daha özenli davranması gerekiyorsa o konuda sorular soruyor. Örneğin bir anne ‘bize çocuklardan bahset’ derken bir çiftçi ‘çalışma’ hakkında, bir öğretmen ise ‘öğretmek’ konusunda bilgi almak istiyor. Ben de kitabı okurken her bölüm isminde “Bu soruyu bence şu soracak, şu soru bence buna ait” gibi tahminler yaparak okudum
Kitap hacim olarak küçük ancak benim okumam epey bir zamanımı aldı. Buna yoğunluk da sebep olmuş olabilir, tembelliğim de Ancak en büyük sebebi şu ki kitap bir başucu kitabı ve bir büyükten öğüt alıyormuş gibi hissettirdiği için bir çırpıda okumak istemiyorsunuz, yahut bende bu şekilde tezahür etti
Şiddetli tavsiyelerim arasına ekliyorum
“Çünkü taçlandırdığı gibi çarmıha da gerebilir sizi aşk. Büyüttüğü gibi, bir ağaç misali budayabilir de sizi.”
16’sında kodese düşen şair, Attila İlhan.
Attila İlhan’ın ‘Ben sana mecburum, bilemezsin’ diyişini en çok Serdar Tuncer’e yakıştırıyorum. Cümle sanki ondan anlam buluyor. Biri yazmışsa biri de okuyacak tabii.
Ben sana mecburum, bilemezsin.
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum..
İlk mısralar böyle derken sonra sitem eder şair;
Ben sana mecburum, sen yoksun.
Bir ara şöyle fon eşliğinde şiir okuyalım o vakit, ruhlar nahifleşsin
Çok söz söylenemiyor konu şiir olunca, şiir okurken hissettiğim şeyleri de tarif edebilecek kadar değilim henüz. Sadece huzurla karışık keder diyebilirim, içimdeki burukluk diyebilirim, o kadar.
Ben Sana MecburumAttila İlhan · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201913,3bin okunma