Zaaf.

Zaaf.
@Saltteacher
Solup gitmiş lavanta | instagram.com/saltteacher
Dkab | Öğretmen
Bursa
59 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2020 34. kitabı
Ben de böyleyim işte. Bazen oturur, içimdeki mumları yakar, bir de fon müziği açıp düşünmeye başlarım. “Film nerde koptu..?” Dün gece de bu gecelerden biriydi. Oturdum uzun uzun düşündüm, neydi, neresiydi, şöyle olmasaydı böyle mi olurdu, nasıl olsaydı daha iyi olurdu. Çıkamadım içinden. Sonra oturduk biraz Meczup’la.. Hadi ondan konuşalım. Okuduğum ilk Halil Cibran eseriydi Meczup, Ermişin Bahçesi’ni de almıştım ancak önce Ermiş’i okumak lazımmış, 2-3 güne Ermiş de gelecek (hem de ücretsiz :)) Deneme okumayalı epey olmuş. Sanırım oldukça özlemişim de. Bir zamanlar beni benden alan birkaç deneme eseri olmuştu, onlardan da bilahare bahsederiz.. Kendisini başta Türk zannetmiştim ancak değilmiş, hayatını kısaca okuyup bilgi edinebilirsiniz. Kısacık, küçücük bir kitap ama bana öyle şeyler hissettirdi ki tarif edecek kelime bulabileceğimi sanmıyorum. Duygusal büyük bir yoğunluğa çekildim, epeyce sorular sordum cevaplar verdim kendime. Kitap okurken elimde mutlaka bir kalem olur ve dikkatimi çeken kısımları çizerim, zaman zaman yanına notlar alırım, ancak bu kitapta öyle çok yerde ve öyle uzun bölümlerde etkilendim ki çizmek oldukça mantıksız geldi. Yalnızca birkaç küçük yeri çizip kendimi durdurdum. Şimdi onlardan 2 tanesini bırakayım: “Evet, biz iki kardeşiz ey gece. Çünkü sen kâinatı meydana çıkarırsın, ben de ruhumu.” “Susadım ve bana içmem için kendi kanımı sunmanızı diledim. Bir delinin susuzluğunu kendi kanından başka ne giderebilir?” Bu kitabı gerçekten okuyun, hem de belki defalarca. Çünkü şimdi bile içini açıp okuduğum bir cümle bana ilk okuduğumda kattıklarından farklı şeyler katıyor. Sanırım Zweig’dan sonra şimdi de bir Halil Cibran okuyucusu doğuyor.
MeczupHalil Cibran · Olimpos Yayınları · 202022bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”

Zaaf.

, bir kitap okudu
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2020 34. kitabı
Halil Cibran
7.2/10 · 22bin okunma
8/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2020 33. kitabı
Daha önceleri söz etmiştim, artık bir kitaba başlamadan önce mutlaka yazarının hayatını okuyorum ve daha sonra kitaba başlıyorum. Anthony Burgess’ın da oldukça ilginç bir hikayesi var. Doktor tanısı sonucunda kendisi beyninde bir tümör olduğuna inandırılıyor ve 1 yıllıl ömrü kaldığını öğreniyor. Bu müddette de geçimini sağlamak maksadıyla kitaplar yazmaya başlıyor. Ancak daha sonra ortaya çıkıyor ki tanı yanlış. Ve bu süreçte Burgess artık bir yazar oluyor Otomatik Portakal’da Burgess sanki bu hastalıkla ilgili yanılsamanın öfkesini Alex’in yaşamı üzerinden anlatmış. Alex.. Henüz gencecik, çocuk diyebileceğimiz kadar gencecik bir karakter. Ama saf kötülükle dolu bir yaşam tarzına sahip. Ve bunun tamamiyle tercih olduğunun bilincinde. İnsanı da tercih edebilme noktası insan yapıyor ya zaten, ya da ‘belhüm edal’. Alex’in bu sınır tanımaz hâli için elbette adalet tecelli ediyor, ama nihayetinde bu dünyanın adaleti, ne kadar adalet olabilir ki? Alex’i deney faresine dönüştürenler/iktidar/parti/medya her biri bir yere çekiyor bu çocuğu ‘kullanabilmek’ için. Şahsen onca tecavüz, insan öldürme, hırsızlık suçu içinde bir ara Alex’i acımaya bile başladım ben. Daha fazla spoiler girmeden kitabı okumanızı tavsiye etmekle beraber küçük yaş grubu çocukların eline geçmesini önlemenizi öneririm. Çünkü içinde her türlü suç açık açık anlatılıyor ve bu bir çocuğun bunları muhayyelesinde canlandırıp korkmasına sebep olabilir. Ayrıca oldukça argo bir üsluba sahip ancak bu üslup her ne kadar rahatsız edici gözükse de ‘Otomatik Portakal’a yakışık nitelikte. Bu suç dolu distopyayı yalnızca şu cümleler için bile okuyabilirdim: “ Bu ‘Toplum için yararlı ol’ tekerlemerini belleyen ve belletenlerin ‘suç neden işlenir?’ sorusunu düşündükçe gülmekten hayalarım ağrıyor. Neden ‘iyiliğin kökeni’ni
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113bin okunma
9/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2020 32. kitabı
Şubat 2020 Tokat Kitabın adını ve kapağındaki Metin Hara fotoğrafını görür görmez yorumu okumaktan vazgeçecek olan önyargı tayfasına da selamlar Çok şükür ki Metin Hara ile Adriana Lima meseleleri olmadan ve kendisi magazinlerde boy göstermeden önce tanıştım ve bu sayede ona ve eserine karşı herhangi bir antipati gelişmedi. Bu nedenle de kitabını zaten içeriğinden bildiğim bazı bölümlerin de etkisiyle çok keyif alarak okudum. Eseri aşağı yukarı 2 ayda okudum, ama neden? Notlar alarak, sindirerek ve uygulayarak (hâlâ devam etmeye çalışıyorum) ilerlediğim için Sûfi nefesinden ‘ki’ toplarına, bireysel ritüellerden eşli ritüellere birçok çalışmayı barındırıyor ve hayata farklı açılardan bakabilmenize destek oluyor. Özellikle giriş bölümünde alfa-beta-teta-delta beyin dalgaları hakkında geniş bilgi vermesi beni bu hususta uzun bir müddet düşünmeye teşvik etti ve ‘günümün ne kadarını betada geçiriyorum acaba?’ analizini yapmaya çalıştım. Sahi, siz gününüzün ne kadarını betada geçiriyorsunuz? Kitap içersinde bana hitap etmeyen tek nokta -bu konuda birçok kişi övgüler dizmiş ben mi tersim anlayamadım- yazarın okura sürekli ‘ruhparçam’ demesi oldu. Benim pek hoşuma kaçmadı, geriye kalan her şey dozunda, sıkmadan ve çok güzel açıklanmıştı. Yine de okurken sorgulayarak okumanızı tavsiye ediyorum, hatta okumadan önce bir itikad kitabı da okursanız bu ‘evrensel biçimde’ yazılmış kitaptan dînî boyutlarda bir zarar görmemiş olursunuz
Aşkın İstilası - YolMetin Hara · Destek Yayınları · 20141,717 okunma