Emir, Baba‘nın viski içtiğini gördü. Okulda Molla Fetullah Han’dan öğrendiğine göre içkinin günah olduğunu babaya söylemesine karşılık olarak Baba:
“Mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir.
Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karının elinden kocayı, çocuklarından da bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığı zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?
Çalmaktan daha kötü bir suç yoktur, Emir. Kendisine ait olmayan bir şeyi alan insan, bu ister bir can olsun isterse bir dilim nan… aşağılıktır. Böyle birinin yüzüne tükürürüm. Böyle biriyle yollarımız kesiştiğinde, Allah yardımcısı olsun. Anlıyorsun, değil mi?
Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmem ya da domuz yememden çok daha önemli meselelerle uğraşıyordur.” dedi.
Âh, uçurtma avcısı.
Kitaba övgü çok, anlatımı, üslubu, duygusallığı. Ben de birazcık farklı bir açıdan yaklaşalım istiyorum, Hasan’ın Emir’e olan bağlılığı, düşkünlüğü, karakterlerin bize geçen derin ve yoğun duygusal süreçlerini bir kenara koyacak olursak kitap gerçek bir Afganistan tarihini ortaya koyuyor. Ancak iyimser olamayacağınız kadar taraflı. Yaşanan süreci ortaya koyar nitelikte olmasına karşın her şeyi Sovyet Rusya’ya yükleyen bir eser. Kendisi de vatandaşı olduğundan olsa gerek Amerika sempatizanı bir yazar olduğunu söylemek mümkün. Yanlış bilmiyorsam eser Bush’tan da ödül almış. Neyse tamam, siyasî girmiyoruz
Yazarın kaleminde öyle bir büyü var ki, betimleme tarzı sayesinde okumak yerine yaşıyor insan. Yer yer Hasan’ın tavşandudağını büküşünü izliyor, bazen de gülümseyişini. Bolca duygusal an yaşamalı bir okuma