Basit bir hikaye, sade bir roman. Hikayesini anlatıp çekiliyor.
Gerçekçiliği biraz daha farklı. Anormal hiçbir şey yok hikayede. Aşk bile denemeyecek bir ilişkiyi bize hissettirmeye çalışmış Patrick Modiano. Bence başarmış da. Yine de çok fazla beğenmedim.
Yabancı gibi basit bir hikayeyi uzun uzun yedirdikten sonra sadede gelmek yerine fikirlerini direkt anlatmaya başlayabileceği bir kurgu seçmiş Camus bu defa. Bence Yabancı'dan daha iyi bir eser
Orhan Pamuk'un çok beğendiğim ikinci, okuduğum üçüncü kitabı. Aslında uzun methiyeler yazılması gerekir fakat ben romanın güçlü oluşunun kendime göre sebeplerini özetlemek istiyorum.
Sadeliğin içindeki çarpıcı detaylar. Fakat çarpıcılık burada bir abartı ve absürt olmaktan çok uzak. Şimdi açıklamak için zor bir örnek vereceğim çünkü aklıma başka bir şey gelmiyor. Sabah evden çıkmadan anahtarı unuttuğunu fark edip, geç kalma endişesiyle hızla tüm evi alan talan ettikten sonra anahtarın* aslında stresle sıktığın avucunda bulunması gibi. Çarpıcı fakat basit.
Oldukça kısa olmasına rağmen gerekli katharsis i sağlayabilen bir hikaye olmuş.
Yani şöyle
"Bir adam vardı öldü " burdaki adama ne kadar az üzüleceğimiz muamma. Lakin 50 sayfalık bu hikayede karakterler hakkında gerçekten çok az bilgi sahibi olmamıza rağmen oldukça doygun bir empati yapabiliyoruz, yapabildim.
Muhakkak tek oturumda okunması gerektiğini düşünüyorum. Herkesin edinip 3-4 saatte okuyabileceği sürükleyici ve etkileyici bir hikaye
Ayrıca kitabı isteyen olursa, kütüphanedeki diğer kitaplarım da dahil kargoyla hediye edebilirim. Geri göndermenize de gerek yok.
İyi okumalar
Dostoyevski hayranı olarak beklentimin altında kalan bir kitap oldu. Belki de bana geçmemiştir. Tabii ki beğenmedim diyemem, her zamanki gibi insan hakkındaki tespitleriyle ağırlığını koruyan bir çizgisi var fakat olay örgüsü bulunan hikayelerini pek beğenmedim.
Aslında bu benim ilk dostoyevski romanım olsa çok daha etkileyici olabilirdi. Ben de sık sık insan üzerine düşündüğümden yazılanların bazıları oldukça tanıdıktı ve ben bunu zaten biliyordum, düşünmüştüm dediğim yerler oldu. Belki de benim bir kitaptan beklentimle alakalı da olabilir , yine de hikaye bakımından da vasat buldum.
Dostoyevskinin yeraltı karakteri bir materyalizm karşıtı . Öyle ki bu kısa yaşam materyalizmin keskinliğine ve ruhsuzluğuna değmez diyor. Biraz romantik olmalı insan , aşkın sebebini bilime veya evrime bağlamamalı mesela. Her şeyin nedenini bilmemeli vesaire. Ben de materyalizmi kabul eden fakat pek hayata geçirmeyen birisiyim (?).
Aslında dostoyevskinin kendisinin de materyalizmi kabul ettiğini sanıyorum. Aksi halde insanlar davranışları hakkında bu kadar neden- sonuç odaklı yaklaşamazdı muhtemelen. Zaten karakter de materyalizmin doğru fakat çirkin olduğunu söylüyordu.
Şimdi bilimi bir yere bırakalım ( bıraktığımızı sanalım). Gerçek nedir ? Kişinin gerçek kabul ettiğidir. Doğru gibi gerçek de bir nebze kişiseldir. Elbette ortada bilimsel bir gerçek var fakat kimin umrunda? Kişi bir konu hakkındaki bilimsel gerçeği henüz duymamışsa kendi bildiği onun gerçeği olmaz mı? Mesela yıldızları düşünelim. Bildiğiniz ( belki de bilmediğiniz ) gibi yıldızlar aslında o an gördüğümüz konumda ve zamanda değildir . Hatta biz onu görürken o aslında yok olmuş bile olabilir. Ama bir çocuk için o yıldızlar oradadır ve başka bir gerçekliği yoktur .
Popüler örnek aşktan olsun. Aşk gerçekten var mı?
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,3bin okunma