İlhan galiba yine erken erken kütüphaneye damlamıştı. Gözlerinin rengi ilk bakışta lacivert mi gri mi olduğu seçilemeyen güzel kız da oradaydı. İkisi de tatlı tesadüf bahanesine ve kitaplara sığınmışlardı. Bir süre sonra bu basbayağı hesaplanmış buluşmadan sıkılacaklardı. Okuma salonunda kendileri ve güya çaktırmadan onları süzen yaşlı memureden başkası yoktu.
O kadar içten, heyecanla ve fedakar konuşuyorlar, öylesine kendilerini hırpalıyorlardı ki. Bu gençlerle bir arada bulunmak dünyanın en güzel, en elde edilmez nimeti idi.