"Bugün bunları düşündükçe yalnız bir şeye üzülüyorum. Kitabım hakkında o kadar iyi şeyler yazan, beni dünyaya tanıtan, günlerce peşimde dolaşan Van Humbert’in bu mezara dayanarak bir resim aldırmasına müsaade etmedim. Her ricasında, “Siz n’olsa hıristiyansınız, ruhu muazzep olur!” diye reddeder, ancak sağ tarafımda durmasına müsaade ederdim. Fakat, düşünülürse beni de mazur görmek mümkündür."
Oysa acı veren duygular; yaşamın, insan olmanın, insanca hissetmenin bir parçasıdır. Bu duygulan yaşamamak demek, yaşam yolunda bu gibi duygularla kaçınılmaz olarak karşılaşıldığında baş etmeyi bilememek, duygulanndan kaçmak, bastırmak veya bedensel rahatsızlıklara dönüştürmeyi öğrenmek demektir.
Demek ki, aslında yapmamız gereken, çocukların olumlu yönlerine ve davranışlarına daha çok olumlu tepki göstermektir. Bütün bu durumu şu şekilde simgeleyebiliriz: Yarısına kadar dolu bir bar dağa bakarak, "Neden bu bardak dolu değil? Keşke dolu olsaydı!" diye hayıflanmak yerine, dikkatimizi bardağın dolu kısmına yöneltip, "iyi ki bardağm yansı dolu, daha da boş olabilirdi," diye düşünerek çocuğun olumsuz, eksik yönlerine bakacağımıza, zaten mevcut olan olumlu yönlerini görmeye başlamak ve olumlu yönlerini takdir edip, memnuniyetimizi ifade etmek.
"Bireylere düşünmeyi öğretmek, problemlere akılcı yaklaşma ve problem çözme becerilerini geliştirmek günümüz modern eğitim sistemlerinin temel görevleri arasındadır."