Öncelikle iyi ki Ayfer Tunç'un ilk okuduğum kitabı değil. Eğer okuduğum ilk kitabı olsaydı sonraki kitaplarına şans verme ihtimalim bir hayli düşük olurdu. Kitabın başından sonuna dek "Bu kitabı nasıl yayınevine gönderir?" sorusunu yineledim. İki ana kahramanımız var: Umut ve Sanem. Karakter bağları o kadar zayıf ki sanki iki farklı roman karakteri taslağını bir kitapta toplama kararı almış gibi yazar.
Umut, hasta ve hasta olduğu için de melankolik ve intihar ediyor. Umut'un annesinin de aynı genetik hastalığa sahip olduğunu ve intihar ettiğini biliyoruz. Ayrıca bir diğer eleştirim ise aradaki İngilizce cümleler aşırı irite edici idi.
Sanem ise türlü türlü aile dramları yaşamış ve yaşadıkları ile baş edemeyip soluğu Amerika'da alan bir mimar. Zavallım bilmiyor ki o göbek bağı kesilmedikçe nereye kaçarsan kaç karabasanların da seninle gelecek. Küçük yaşlarda doğurduğu gayrimeşru çocuğunu ablasına çaldırmış. Çocuğun adını da Gülsün koymuşlar. Aşırı arabesk geliyor bana bu söz oyunları.
Sözün sonuna gelmek gerekirse okudum ama okumamış olmayı dilerdim.