Birdy Edwards

Birdy Edwards
@Samuraysizjack
Son
(…) siz bir tren penceresinden bakan hüzünlü, silik bir görüntüydünüz yalnızca, suskun dudakların titreyişi gibi bir şeydiniz, kim olduğu, ne olduğu bilinmedik, yazgıdan yoksun bir ihtiyarın, kadife eldiveninin sallanışıydınız, kim bilir belki de bizim düşlerimizin ürünü bir görüntüydünüz, hayatın asıl yüzünü bilmeyen gülünç bir zorba, bizse sizin kanlı canlı ve geçici olduğunu aklınıza bile getirmekten ürktüğünüz hayatı doyumsuz bir tutkuyla seviyorduk,
Sayfa 255
Birdy Edwards
Hocam burda 7. Seçenekte bertha mason diyor sanırım ünlü birisiniz :) instagram.com/reel/DXqkUB5DRC...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Biz, sürüden dışlanmış martılarız."
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2025 12:41
​Bu kitap benim için sadece bir martının hikayesi değil; resmen hepimizin içindeki o "başka bir şeyler yapmalıyım" diyen sesin dışa vurumu oldu. Richard Bach, bir fabl yazmış gibi görünüyor ama aslında hepimize, özellikle de toplumun dayattığı o "normal" kalıplara sağlam bir ayna tutuyor. ​Kitabı okurken şunu düşündüm: Kaçımız sadece karnımızı doyurmak, faturaları ödemek veya günü kurtarmak için yaşıyoruz? Jonathan’ın sürüsü tam olarak buydu. Onlar için uçmak, bir lokma balığa ulaşma aracıydı. Ama Jonathan farklıydı; o uçmanın kendisine aşıktı. Kanatlarının sınırlarını zorlamak, daha hızlı gitmek, o rüzgarı yüzünde hissetmek... Kim ne derse desin, kendi tutkusunun peşinden gitmesi bana çok tanıdık geldi. Hepimiz hayatımızın bir döneminde o "sürü" tarafından "Neden bizim gibi değilsin?" bakışlarına maruz kalmıyor muyuz? Beni ​en çok etkileyen kısmı da şuydu: Jonathan kendini geliştirmek için çabaladıkça, en yakınları bile onu anlamak yerine dışlamayı seçti. "Sıradan ol, rahat et" mantığına karşı çıkmanın bedeli yalnızlıktır ya, Jonathan o yalnızlığı göze aldı. Ama sonunda ulaştığı o özgürlük hissi, bence ödenen her bedele değerdi. ​Kitabın sonlarına doğru Richard Bach çok ince bir yere parmak basıyor. Jonathan’ın öğretileri zamanla nasıl bir ritüele, bir tabuya dönüşüyor... İnsanların (ya da martıların) bir fikri gerçekten anlamak yerine, o fikri getireni kutsallaştırıp işin içinden çıkması ne kadar da tanıdık bir sosyolojik eleştiri, değil mi? Gerçek özgürlüğün birine tapmakta değil, kendi potansiyelini keşfetmekte olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz. ​Kısacık bir kitap ama etkisi günlerce sürüyor. Eğer siz de şu sıralar "Ben ne yapıyorum bu hayatta?" diye sorguluyorsanız, Jonathan size çok iyi bir yol arkadaşı olabilir. Sürüden ayrılmaktan korkmayın; çünkü gerçek
Felsefe
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,3bin okunma
Birdy Edwards isimli okura yanıt verildi
Birdy Edwards
osᴍᴀɴ şᴀʜɪ̇ɴ rica ederim .🫡 iyi okumalar.
"Biz, sürüden dışlanmış martılarız."
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2025 12:41
​Bu kitap benim için sadece bir martının hikayesi değil; resmen hepimizin içindeki o "başka bir şeyler yapmalıyım" diyen sesin dışa vurumu oldu. Richard Bach, bir fabl yazmış gibi görünüyor ama aslında hepimize, özellikle de toplumun dayattığı o "normal" kalıplara sağlam bir ayna tutuyor. ​Kitabı okurken şunu düşündüm: Kaçımız sadece karnımızı doyurmak, faturaları ödemek veya günü kurtarmak için yaşıyoruz? Jonathan’ın sürüsü tam olarak buydu. Onlar için uçmak, bir lokma balığa ulaşma aracıydı. Ama Jonathan farklıydı; o uçmanın kendisine aşıktı. Kanatlarının sınırlarını zorlamak, daha hızlı gitmek, o rüzgarı yüzünde hissetmek... Kim ne derse desin, kendi tutkusunun peşinden gitmesi bana çok tanıdık geldi. Hepimiz hayatımızın bir döneminde o "sürü" tarafından "Neden bizim gibi değilsin?" bakışlarına maruz kalmıyor muyuz? Beni ​en çok etkileyen kısmı da şuydu: Jonathan kendini geliştirmek için çabaladıkça, en yakınları bile onu anlamak yerine dışlamayı seçti. "Sıradan ol, rahat et" mantığına karşı çıkmanın bedeli yalnızlıktır ya, Jonathan o yalnızlığı göze aldı. Ama sonunda ulaştığı o özgürlük hissi, bence ödenen her bedele değerdi. ​Kitabın sonlarına doğru Richard Bach çok ince bir yere parmak basıyor. Jonathan’ın öğretileri zamanla nasıl bir ritüele, bir tabuya dönüşüyor... İnsanların (ya da martıların) bir fikri gerçekten anlamak yerine, o fikri getireni kutsallaştırıp işin içinden çıkması ne kadar da tanıdık bir sosyolojik eleştiri, değil mi? Gerçek özgürlüğün birine tapmakta değil, kendi potansiyelini keşfetmekte olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz. ​Kısacık bir kitap ama etkisi günlerce sürüyor. Eğer siz de şu sıralar "Ben ne yapıyorum bu hayatta?" diye sorguluyorsanız, Jonathan size çok iyi bir yol arkadaşı olabilir. Sürüden ayrılmaktan korkmayın; çünkü gerçek
Felsefe
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,3bin okunma
Birdy Edwards
Özdemir Asaf şu sözüyle, “Çoğunluk diye bir şey yoktur. İnce eleyip sık dokursak, kaba ölçülerin aceleci sonuçlarındaki yalanı ortaya çıkarırız.” der. Bu açıdan baktığımızda, toplulukları oluşturan sebeplerin aslında bireysel nedenler olduğu daha açık görünebilir. Her insan Özdemir Asaf'ın dediği gibi içinde derin bir anlam barındırmaktadır; fakat bunu farklı sebeplerden — bazen korkudan, bazen de bu anlamı fark edememesinden — kavrayamaz. Dostoyevski de benzer bir görüşe sahiptir. Fakat bu görüşü daha objektif ve derinlemesine anlatmaya çalışır. Mesela Suç ve Ceza romanında, bu insanların yani çoğunluğun düzen yanlısı olduklarını belirtir. Ve onlara hak vermekten de geri durmaz; çünkü doğaları gereği bu hakkı onlardan esirgemez. Dostoyevski’nin burada “doğaları gereği” dediği şey, aslında onların kaosa olan dirençleridir. Fakat az da olsa topluma aykırı, sınır tanımayan insanlar veya kişiler idealleri doğrultusunda eninde sonunda bu kaosu oluşturur. İşte bu insanlara Dostoyevski “ikinci tür insanlar”, yani aykırılar olarak bahseder. Birinci türü ise "düzenciler ya da çoğunluk" olarak ele alır . Bu insanlar yani aykırılar hedefleri doğrultusunda kan dökmekten çekinmez. Hatta öyle bir seviyeye ulaşırlar ki masum, suçsuz insanları bile katletmekten geri durmazlar. Bu açıdan baktığımızda Dostoyevski, özgürlüğün biraz da karanlık tarafını ele alır. Ama gerçeklerin karanlık yollardan geçtiği de şüphesiz başka bir gerçektir. Sizin okuduğunuz eser Martı Jonathan Livingston biraz daha iyimser görünüyor. Fakat tarih boyunca, emin olabilirsiniz ki toplumu ya da düzeni yenmenin tek gerçek yolu Martı Jonathan eserindeki gibi iyimser değildir . Dostoyevski bize toplumu yenmenin karanlık idealler doğrultusunda, her şeyin mübah sayıldığı ve korkusuzca bu idealleri savunan insanlar tarafından da gerçekleşecebileceğini savunur. Ben sadece Martı Jonathan romanındaki çoğunluğun haklı sebeplerinin de olabileceğini dostoyevski'nin suç ve ceza'sı üzerinden anlatmak istedim. Yani farklı bir bakış açısı sunmak istedim . Burada çoğunluğu destekleyen Sartre, Descartes, Aristoteles den de bahsedebilirdim ama o zaman baya uzun bir yazı olacaktı.