Yenilgiyle sonuçlanan bu isyan, aslında şartlı teslim olmak gibidir. Sağlıklı ayaklanmalar, tamamen özgürce yapılmış seçimlerin uygulamalarıdır. Sonuçta kişi gelişir, bireyselliğini kazanır. Fakat 'yenilgin isyan' kontrolcü anne-babaya karşı alınmış bir tavırdır, sonunda isyankar çocuğu hüsrana uğratır. Böyle bir sonuç da hiçbirimizin işine yaramaz.
Buddha mutluluğun dış koşullardan bağımsız olduğu konusunda modern biyoloji ve New Age akımlarla aynı düşünür fakat asıl önemli ve derin içgörüsü, gerçek mutluluğun içsel duygularımızdan da bağımsız olduğudur. Duygularımıza daha çok anlam yükledikçe, onların peşinden daha çok koşar ve daha çok acı çekeriz. Buddha'nın tavsiyesi sadece dışsal başarıların peşinden koşmayı bırakmak değil, duygularımızın peşinden koşmayı da bırakmaktır.
Eğer mutluluk beklentiyle alakalıysa, toplumumuzun iki temel direği -medya ve reklamcılık- farkında olmadan da olsa, dünyanın mutluluk rezervlerini sonuna kadar tüketiyor demektir.
Ortalama bir insan gün içinde onlarca kez saate bakar, çünkü yaptığımız neredeyse her şeyin zamanında yapılması gereklidir. Bir çalar saat bizi sabah 7.00'da uyandırır, donmuş simidi mikrodalga fırında 50 saniyede ısıtırız, elektrikli diş fırçası bipleyene kadar dişlerimizi 3 dakika boyunca fırçalarız, işe gitmek için 7.40 trenini yakalarız, spor salonundaki koşu bandı yarım saatin dolduğunu bildirmek için bipleyene kadar koşarız, akşam 7'de en sevdiğimiz programı izlemek için televizyonun karşısına geçeriz, program ne zaman olacağı önceden belirlenmiş anlarda saniyesi 1000 dolarlık reklamlarla kesilir ve nihayet tüm kızgınlığımızı artık bir standart haline gelmiş 50 dakikalık terapi süresince akıtırız.