Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
O zamanlar "ben, beni kimse görmediği zaman en çok kendim oluyorum" diye düşünürdüm. Yeni keşfediyordum bu düşünceyi. Kimse sizi gözlemiyorsa, içinizdeki gizli ikinci kişi dışarı çıkıp dilediği şeyleri yapabilir. Yakınlarda bir babanız varsa ve sizi görüyorsa içinizdeki kişi içinize saklanır.
Mahmut Usta İstanbulluların yüzyıllardır kuyuya attıkları, sakladıkları şeyleri saymayı çok severdi: Kılıçlar, şişeler, gazoz kapakları, lambalar, bombalar, tüfekler, tabancalar, oyuncak bebekler, kafatasları, taraklar, nallar ve en akla hayale gelmez şeyleri bulmuştu eski kuyularda. Gümüş paralar da bulmuştu. Belli ki bunların bazıları, susuz, kör kuyulara saklamak için atılıyor, sonra da yüzyıllarca unutuluyordu. Bu tuhaf değil miydi? İnsanın sevdiği kıymetli bir şeyini kuyuda bırakıp sonra da unutması acaba neyin işaretiydi?
Eğer cinsel heyecan ve erotik arzu bebekle bakıcısının erken dönem ilişkileri bağlamında gelişiyor ve ödipal duruma evriliyorsa nesne ilişkilerindeki gelişmelere göre tali olmazlar mı? Biyolojik eğilimler, bir bakıma, içselleştirilmiş ve fiili nesne ilişkilerinin gelişen dünyasının hizmetime koşulmuş 'askerler' midir? Ya da cinsel heyecanın gelişimine izin veren biyolojik aygıtın aşamalı yetişkinleşmesi erken ve geç dönemli nesne ilişkilerinin örgütleyicisi midir?
Piotr İvanoviç gözlerini, ayaklarına dikip öylece durdu. Gözlerini, üzüntü uyandıracak her şeye kesinkes kapatmak kararındaydı. Bu nedenle bir kez bile olsun ölüye bakmadı, dua biter bitmez de herkesten evvel odadan çıktı.