Gecenin ıssızlığı bir kor ateşi gibi yakıyor yüreğimi, Kendi karanlığımda seni arıyorum.
Küçük bir kıvılcım, küçük bir ışık yetecek seni bulmam için.
Oysaki yalnızlığın girdabına kapılmış akıyorum.
Arıyorum seni,
Yeryüzünü sarıp kucaklayan dağlarda, taşlarda...
Arıyorum seni,
Gökyüzünün koyu lacivertliği içindeki yıldızların arasında,
Arıyorum seni,
Denizin yeşil yosunlarla kaplıderinliğinde, Arıyorum seni,
Kozasından yeni çıkmış,
Çiçekten çiçeğe konan rengarenk kelebekler içinde.
Oysaki hiçbir yerde yoksun...
Sonra kayboluyorum
Sensizliğin verdiği karanlık kuytu köşelerde...
Okuyabilmek gözlerinden aşkı
Mevsimlere sormak gibi bir ömrü, git başımdan
Tozlu bir mektup gibi eski bir yılbaşından
Şimdi sen tahmin et, yokluğum kaç yaşında?
"İstasyonlar ve parklarda da çok evsiz vardı. Japonya'da bu kadar evsiz olduğunu bilmiyordum. Japonya'da evsizlere saldıran gençler var mı?"
Gerçekten üşüdü herhalde diye düşünerek "var" dedim.
"Var demek, vardır tabii. O tipler hakkında sen ne dü-şünüyorsun, Kenci?"
"Düşünecek ne var ki? Evsizler kokarlar, onlara nazik davranmayı pek düşünmezsin."
"Koku ha? Gerçekten de koku insanlardan nefret etme-nin ya da onları sevmenin temel unsuru olabilir. New York'ta sadece evsizlere saldıran sokak çeteleri var. Evsizlerin para edecek hiçbir şeyleri olmadığı için, sadece şiddet uygulayarak zevk alıyorlar. Yaşlı evsizlerin dişlerini bazı aletler yardımıyla teker teker sökenler de varmış