Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızda böyle zübükler büyütemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle böyle zübükler çıkıyor. Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra, kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz.
Burdan sana ilk yazdığım mektupta ne denli umutluydum. Ellerimi toprağa daldırıp kasabayı sallayacak, silkeleyecek, ölü toprağının altından kaldıracaktım. Evet ellerimi toprağın altına kadar soktum, kollarım kayaların altına girdi. Ellerimi çıkardım ki parmaklarım yok. El ayalarımın parmak yerlerinden sızım sızım kan sızıyor. Bidaha, bidaha… Dağların altına sokacağım ellerimi. Biliyorum bu kez ellerim bileklerimden kopacak. Böyle böyle parça parça döküleceğim burda. Böyle böyle biteceğim.