Tuhaf çocuk, senin ruhun ziyalar, gölgeler, kitaplar ve manzaralardan başka bir şey bilmez değil mi? Ne derin ve esrarlı gözlerin var. Fakat on altı yaşındaki genç kızların gözleri değil.
Fakat, Handan öyle değildi. Onda öğrenmek bir ihtirastı. Bilmek, daima bilmek, yalnız kitaplarda değil, tabiatta, insanlarda her şeyi, görünmez şeyleri bilip anlamak için onda ebediyen susamış bir dimağ vardır.
"Atatürk, mezarında rahat uyu; bu ani duruş, yeni bir hıza hazırlanmak içindir. Eğer senin yolunda, senin adımlarının temposundan bi lâhza şaşarsak, ayaklarımız kötürüm olsun! Ey, dirilerin Ebedi Yoldaşı! Eğer, seni gerçekten ölmüş farz edip emirlerini yerine getirmekte bir lâhza geç kalırsak, feleğin bütün vebali koynumuza dolansın. Atatürk, senin ebedi cevherin anavatanın topraklarına karıştıktan sonra , bu topraklar bizim için daha aziz, daha mübarek oldu. Onu hiçbir kâfire çiğnetmeyeceğiz."
Tıp ilminde 'homeopati' denilen bir tedavi yolu vardır ki mânası birbirine benzeyen ve aynı soydan olan hastalık demektir. Bu usule göre, bir hastalık, kendi cinsinden bir hastalıkla tedavi edilir. Bizim birbirimize şifa olacağımızı işte bundan anlıyorum.