Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
Hikaye bu. Yukarıdakiler ve aşağıdakiler vardır; bütün bı.ınları güler yüzlü, iyi huylu, yumuşak başlı bir Zenci anlatıyor, hizmet ederken yüzünden tebessümü eksik etmeyen bir Zenci..
Sayfa 95
Reklam
Pek çok erkeğin ve pek çok kadının, kendi ırklarından olsalar evlenmeye asla yanaşmayacağı kadar nite-ik ve kültür olarak kendilerinden aşağı düzeyde başka ırklardan kimselerle evlendikleri ve bunu da çoğu zaman sırf "vatan değiştirmek ya da daha nahoş bir deyimle "ırk değiştirmek" için yaptıkları bir gerçektir. Bazı siyah tenli insanlar için, Beyaz ırktan biriyle evlenmek öteki her türlü kaygıyı aşan bir şeydir. Böyle bir evlilik onlar için dünyanın efendisi, Siyah insanların yöneticisi durumundaki parlak bir ırkla denk sayılmak anlamına gelmektedir.
Sayfa 94 - Les temps modernes, 1948
Bir insana hakikati değil de yalnızca hakikatsizliği algılayabiliyor olduğu koşulunu koyarak, yine de ona doğru algılayabilmeyi atfetmek nasıl bir şey olurdu? Bu ne kadar saçmaysa, nesnesini kendinde olduğu gibi bilmeyen doğru bir bilgi de o derece saçmadır.
Sayfa 72
Hegel bir kez kabul edildikleri takdirde âlet ya da ortam metaforlarının, şeyleri kendilerinde oldukları gibi bilemeyeceğimiz sonucuna bizi dosdoğru götürdüğünü kabul eder. Ancak, bunları bilgi için birer model olarak almamız gerek-tiğini veya buna zorunlu olduğumuz düşüncesini yadsır. Bu metaforların sonuçlarının kabul edilemezliği ve kullanımlarının bir gerekçesi olmayışı konusunda taviz vermez. Fenomenlerle sınırlı bilgi, Kant'ın sunduğu bilgi, reddedilir. Hegel'e göre bu tür bilgi nihai olarak tatmin edici olmamakla kalmaz, bilgi diye anılmayı bile hak etmez. Fenomenoloji'de şöyle der: Bu hata korkusu öncelikle bir yanda mutlağın durduğunu ve bilginin diğer yanda, kendisiyle ve mutlaktan ayrılmış olarak, hâlâ gerçek bir şey olduğunu ya da mutlağın dışında kalmakla hakikatin de dışında kalmış olan bilginin yine de hakiki bilgi olduğunu önceden varsayar. Bu varsayım, kendisine hata korkusu diyen şeyin aslında hakikat korkusu olduğunu açığa çıkarır. Bu sonuç sadece mutlak olanın hakiki olması veya sadece hakiki olanın mutlak olması olgusundan ileri gelir. Aslında bilimin bi-linmesini gerektirdiği, mutlak olanın aynı zamanda hakiki bilgi de olduğunu bilmeyen o bilgiye olanak veren bir ayrımın yapılmasıyla bu yadsınabilir. [Ya da şu da düşünülebilir:] Mutlağı kavrayamayacak dahi olsa, genel olarak bilginin yine de başka bir hakikate gücü yeter." Hegel burada, âlet ve ortam metaforlarının kullanımında olduğu gibi, sınırlanmış bir bilgiyi kurtarmanın hiç sorgulanmamış düşüncelere ve ayrımlara bağlı olduğuna dikkat çekmekten memnundur. Kavramsal çözümlemeye duyulan ihtiyaç vurgulanır: "Fakat böyle amaçsız ifadelerin mutlak bir bilgi ile başka bir tür hakikat arasındaki bulanık bir ayrımdan kaynaklandığını ve 'mutlak, 'bilgi' vb. öncelikle elde edilmesi gereken
Sayfa 70
Asıl meseleyle, yani hakikaten neyin olduğuna dair edimsel bilgiyle uğraşmaya başlamadan önce, ilkin bilgiye dair bir anlayışa erişmeye gerek olduğu varsayımı felsefe için doğaldır. Bilgi, mutlağın ele geçirildiği âlet olarak görülür ya da onu bir anlık fark etme aracı olarak... Bu kaygı, kendisini zorunlu olarak şu kanıya dönüştü-recektir: Kendinde olanı [was an sich ist] bilgi aracılığıyla bilinç için kazanma girişiminin tamamı, daha kavramında saçmadır ve bilgi ile mutlak arasında onları tamamıyla ayıran bir duvar bulunur; zira eğer bilgi, mutlağa hâkim olma âletiyse, bir âletin bir şeye uygulanması onu kendisi için olduğu haliyle bırakmaz, biçimlendirmeye ve değiştirmeye başlar. Ya da eğer bilgi bizim etkinliğimizin aracı değil de, hakikatin ışığının bize ulaşmasını sağlayacak ölçüde edilgin bir ortamsa, biz onu kendisinde olduğu gibi almayız, bu aracı yoluyla ve bu aracıda olduğu haliyle alırız. Her iki durumda da amacının karşıtını dolaysız olarak meydana getiren bir araç kullanmış oluruz; veyahut bilakis bizim hiçbir şekilde bir araç kullanmıyor olmamız saçmadır. Âlet aracılığıyla aldığımız mutlak fikrinden âlete ait olan kısmı çıkarabilmemiz ve böylece de saf hakikati alabilmemiz olanaklı hale geleceği için, bu zorluk âletin nasıl çalıştığını bilerek elbette giderilebilirdi. Fakat bu ilerleme aslında bizi yalnızca önceden bulunduğumuz yere geri getirirdi. Eğer biz biçimlenmiş bir şeyden, âletin ona katmış olduğu şeyi çıkarırsak, o zaman şey -burada mutlak- artık açık şekilde yersiz olan bu çabadan önce tam olarak ne ise o olur yine... Ya da kendimize artık bir ortam olarak temsil ettiğimiz bilginin incelenmesi, bize kendi kırılmasının yasasını öğretmiş olsaydı, sonuçtan kırılmayı çıkarıp almak faydasız olurdu; çünkü bilgi ışığın kırılması değil, aracılığıyla
Sayfa 69 - Ji destpêka fenomenolojîyê
Reklam