… Oysa kız kardeşi ne kadar da güzel çalıyordu, başını yana eğmiş, hüzünlü bakışlarla notaları takip ediyordu. Gregor biraz daha öne çıktı ve kız kardeşi ile göz göze gelebilmek için başını iyice yere yanaştırdı. Müzikten böylesine etkilendiğine göre bir hayvan olabilir miydi? Sanki özlediği o bilinmeyen gıdaya giden yol, karşısına çıkıvermişti. Kız kardeşinin yanına kadar sokulup onu eteğinden çekerek kemanıyla odasına gelmesini ima etmeye kararlıydı, çünkü burada hiç kimse onun çaldığı müziği kendisi kadar takdir edemiyordu…
O anda zaman durmuş gibi oldu, sanki evrenin ruhu delikanlının önünde bütün gücüyle ortaya çıkıyormuş gibiydi. Kızın siyah gözlerini, gülümseme ile susma arasında karar veremeyen dudaklarını görünce, dünyanın konuştuğu ve yeryüzünün bütün yaratıklarının yürekleriyle anladıkları dilin en temel ve en yüce bölümünü anladı delikanlı. Ve aşktı bunun adı. İnsanlardan da çölden de daha eskiydi. Tıpkı kuyunun yanında bu iki bakışın buluşması benzeri iki bakışın buluştuğu her yerde, her zaman aynı güçte ortaya çıkardı.
…
Ve bu iki insan karşılaşınca ve gözleri buluşunca bütün geçmiş ve bütün gelecek artık tüm önemini yitirir, yalnızca o an gök kubbe altında her şeyin aynı EL tarafından yazıldığı gerçekliği vardır, bu inanılmaz gerçek vardır. Aşk…