Yazar sizi sömürge ülkedeki çarpık, kaotik yaşamlara götürüyor, kitabın başlarında işgalci askerleri, zenginleri, topraklarından edilmiş yoksul insanları ve bu işgalcilere hizmet etmekle geçinmeye çalışan, hizmet sektöründe çalışan emekçilerin ücretli köleliğinin panoromasını sunuyor. Karakterlere, onların enteresan anılarına, insanı hayrete düşüren öz geçmişlerine götürüyor bizi... Tabii ki karakterlerimizin yaşadıkları bu sosyal realiteden kopuk değil, onlar bu sosyo- ekonomik koşulların insanı, karakterlerin öz yaşam öyküleri ise asla karikatürize bayağılıkta verilmemiş, hatta kitabın baştan sona size toplumlumcu edebiyat adına yeni bir ufuk sunmasının başlıca sebeplerinden biri bu, ikincisi ise kullanılan dil, ona sonra dönelim...
Bir de şu yönüne bakmak lazım; işgalci askerlerin ve muz tröstünün ekonomiye egemen, emperyalist karakterini çok çarpıcı veriyor, canlı yaşayan bir edebiyat var. Sanki siz oradasınız, tehlikeyle karşı karşıya olan bir karaktere seslenip uyarma iç güdüsü yaratıyor, veya bir başka karakterin içinde bulunduğu durumla ilgili siz bir şeyler söyleyip onunla konuşmak istiyorsunuz, bende bu duyguları çok canlı bir şekilde yarattı, belki de bizim ülkemizle benzer yanlarınında güçlü olmasından kaynaklıdır. Okumuş olduğum diğer toplumcu edebiyat eserlerinde bu durumu fazla yakalamamıştım, daha kapalı kompozisyon yapıları vardı, Gözleri Açık Gidenler' de ise çerçeve çok açık gibiydi siz içeri dalabiliyorsunuz ya da karakterler sizin dünyanıza sıçrayabiliyorlarmış gibi...
Asturias'tan okuduğum ikinci kitap oldu bu. Diğeri Sayın Başkan' dı. Sayın Başkan' da sınıfsal anlamda sosyal bir gerçeklik fazla baskın değildi, onda daha çok yozlaşmış bir baskı gücüne sahip diktatörün akıl almaz, bozulmuş politikasını, bir halkı sosyal krize götüren