Kaliteli yalnızlık diye bir kavram var ki saçmalıktan ibaret. Yalnızlığa
demir atmış kişilere, züğürt avuntusu. Aldığı bilete büyük ikramiye
çıkmayınca, teselli ikramiyesi verilen vatandaş misali… Yalnızlığın ve
insanlardan uzak olmanın fetişini yapanlara gülüyorum. Kendi başına
kaldıklarında, “Hayatımı ihmal etmişim daha çok kitap okudum,
daha çok yer gezdim, özgürlüğün tadını çıkardım” kalıplaşmış avuntu
sözünde yatan sahteliği sezebiliyorum... Yalnızlıktan zevk aldığını
zikredenin karşısına bakmaya doyamayacağı birini çıkar, yalnızlıktan
koşarak uzaklaşır.
Felsefi, tanımlarla süslenmiş yalnızlığın erişilmez hazzı ideası insana
ters. Yalnız insan, susuz kalmış çorak topraktır. Toprak sudan uzak
kalır, alışır, kupkuru kalır ama suya kavuştuğu anda bağrını açıp onu
kucaklar. Uzun lafın kısası, yediğiniz darbelerden sonra kabuğunuza
çekildiğinizde, her daim orada kalacağınıza inandıran ruh halinden
kurtulun. Daraldığımız vakit, “Çıkıp bir hava alayım, iki insan göreyim”
diyen biz değil miyiz?
Romalı komedya yazarı, Titus Maccius Plautus’a göre insan, doğası
itibariyle bencil, güvensiz ve korkak bir varlıktır, bu sebeple ünlü
“İnsan insanın kurdudur” (Homo, homini, lupus ) sözünü söylemiştir.
Mutsuzluğumuzun birinci sebebi aslında biziz. Mutlu olmak, en güzel
sevgiliye, en iyi arabaya, kaliteli kıyafetlere sahip olmak değildir. Yolda
yürürken, bir sokak müzisyenin sevdiğin şarkıyı çalmasıyla, sevdiğin
insanın seni gerçekten sevmesiyle mutlu olabilirsin. Parasal anlamda
fakir kalabilirsin, bu senin suçun değil. Özünde ruhumuz, zihnimiz
fakir olursa yaşamdan alınan zevkten mahrum bırakırsak asıl fakirlik
budur
Güven ve inancın bu kadar az olduğu bu yerde bütün çabalarımızı güven ve inanç üzerine kurmak zorundaydık. Sık sık ihanete uğruyorduk. İnsanlar zayıftır.