Karanlıktaki Kıvılcım, Chloe Davis'in hikayesidir. 12 yaşındayken babasının 6 genç kızın katili olduğunu öğrenen Chloe için çaresizlikler içerisinde yıllar geçmiş ve geçen 20 yılın ardından tam hayatını düzene sokmuşken yani psikolog olup, evlenmek üzere iken babasının işlediği cinayetlere benzer yeni genç kız kayboluşları başlar ve geçmişteki kabus geri döner.
Hikaye ilerledikçe Chloe’nin aslında babasından kaçmaya çalışırken, farkında olmadan yine sırları olan erkekleri hayatına çektiğini görürüz. Bu, travmanın kendini tekrarlama döngüsü Chloe için sadece dış dünyadaki bir katille değil, aynı zamanda kendi zihninin yarattığı labirentlerle de savaşmak zorunda kalmasıdır.
Chloe bir psikologdur; yani başkalarının zihnini iyileştirmeye çalışırken kendi zihnindeki sesleri susturamaz ilaç ve alkole sığınarak hastalarına önerdiği mantıklı yolları kendisi uygulayamaz.
Yazarın kurguyu Louisiana’da (ABD'nin güneyi) geçirmesi tesadüf değildir. Nem, bataklık ve yoğun sıcaklık; Chloe’nin içindeki kapana kısılmışlık hissini fazlasıyla hissettiriyor. Ağır kasvetli havayı okurken içerisinde yaşıyorsunuz.
Kendi algısına güvenemeyen bir insan, dünyadaki en yalnız ve çaresiz insandır. Polise gidemez çünkü dengesiz damgası yemekten korkar; dostlarına gidemez çünkü onları da şüpheli görür. Nişanlısı, ağabeyi veya yeni tanıştığı insanlar... Herkes potansiyel birer şüphelidir.
Bakıldığında standart bir seri katil gerilimi gibi görünse de, derinlerine inildiğinde çok daha katmanlı bir travma ve algı yönetimi hikayesidir.
Sence Chloe’nin bu çaresizliği aşması için babasıyla yüzleşmesi mi gerekiyordu, yoksa tamamen yeni bir kimlikle her şeyi arkasında bırakması mı daha sağlıklı olurdu?
Güzel bir kitap okuduğumu söylemeliyim.