“Sizler karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz. Biz, bir kış boyu, yufka ekmek, otlu peynir, bulgur pilavı yiyip çay içerek yaşayamayız. Bizim meyvelerimiz, sebzelerimiz, etlerimiz vardır.”
Birbirlerine besledikleri duygulardan pek az konuştular. Böyle eski, denenmiş iki dost arasında süslü sözlerin ve şairce yeminlerin gereği galiba yoktu.
Sevileni ara sıra uzaktan görmek, onunla arkadaşça bir ilişkisi olmamak; gözler tanıdık, diller yabancı… Böyle olunca, insan davranışının ayrıntıları gözden gizli kalıyordu. Yeryüzündeki bütün yaşam ve eylemlerde payı olan bayağılık, seven ve sevilen kişilerin birbirleriyle konuşmamaları yüzünden, başka bir görüntüye bürünebiliyordu.
“O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu.”