Eğer bu zerreler, şu âlemin ustasının emrine tâbi birer memur olmasalar, o vakit herbir zerre, umum o cesetteki zerrelere;
Hem hâkim-i mutlak..
Hem herbirisine mahkûm-u mutlak..
Hem herbirisine misil..
Hem hâkimiyet noktasında zıt..
Hem yalnız Vâcibü'l-Vücûd'a mahsûs olan ekser sıfâtın masdarı, menba'ı..
Hem gayet mukayyed..
Hem gayet mutlak bir sûrette olmakla beraber, sırr-ı vahdetle yalnız bir Vâhid-i Ehadin eseri olabilen gayet muntazam bir masnû'-u vâhidi, o hadsiz zerrâta isnâd etmek, zerre kadar şuûru olan, bunun pek zâhir bir muhâl, belki yüz muhâl olduğunu derk eder.
Lem'alar
Cenâb-ı Hak, bize, nur ve nurânî vazifeyi vermiş; onlara da zulümlü, zulümâtlı oyunları vermiş. Onlar bizden istiğnâ edip yardım etmedikleri ve elimizdeki kudsî nurlara müşteri olmadıkları hâlde, biz onların karanlıklı oyunlarına vazifemizin zararına bakmaya tenezzül etmek hatâdır. Bize ve merakımıza dâiremiz içindeki ezvâk-ı maneviye ve envâr-ı îmâniye kâfî ve vâfîdir.
Kastamonu Lâhikası