Kitap, içinde toplumun normlarını sorgulayan bir karakter ve insan olmanın anlamını mercek altına alan bir anlatı barındırıyor. Çocukluğundan itibaren “farklı” hisseden Natsuki adlı bir genç kızın bakış açısından ilerliyor hikâye. Aile ilişkileri, sevgi, aidiyet duygusu ile toplumsal beklentiler arasındaki çarpışmalar, bazen absürt bazen keskin bir dille ele alınıyor.
Natsuki, kendini “insan” diye kabul edilen kalıplara uydurmeye çalışırken aslında neyin normal, neyin sapkın olduğunu sorguluyor; bu arayış, okurun da kendi kabullerine bakmasını sağlıyor
Genel olarak kitap, yabancılaşma, sevgi ve kimlik temalarını cüretkâr bir bakışla işleyen bir hikâye. Toplumun bireye dayattığı “olması gereken (uslu bir çocuk olmak,iyi bir öğrenci olmak,bir işe girmek,evlenmek,çocuk yapmak,zorbalıklar karşısında sessiz kalmak) yaşam sıralamasına uymak istemeyen ana karakterin zorlu hayatının hikayesi yani .
Hem ironik hem duyarlı bir sesle, “normal” olanla “farklı” hissettiğimiz şeyler arasındaki ince çizgiyi ustaca çiziyor
Kitap kahramanın başına gelenleri önce düşük dozlarda , sonra giderek artan bir şiddetle rahatsız eden detaylar vermeye başlıyor .örneğin bir taciz iması var ,şüpheleniyorsunuz ,sonra bammmm! İnanılmaz ve çok gerekli olmayan detaylarda ruhunuz çekiliyor .
“normal bir hayat” beklentisi onun için birer sığınak değil; daha çok dar bir kostüm gibi. Natsuki bu kostümü giymeyi reddediyor ve kendi gerçekliğini, bazen çocukça bazen ürpertici bir mantıkla bambaşka bir hayat hayali kuruyor. Hikâyenin yüzeyinde bir yabancılaşma öyküsü varken, derininde insanın hayatta kalmak için hangi hikâyelere tutunduğu sorgulanıyor.Buralar ilginç geldiği için okumayı sürdürdüm.
Özellikle çocukluk bölümleri masumiyetle karanlık arasında ince bir ipte yürüyor. bir an empati kurarken,