Seda birgülen

Seda birgülen
@Sdkmn
Puan vermedi·184 syf.··
2026 11. kitabı
Öncelikle Tanrı korusun İsimsiz bir genç adam, ölümcül bir hastalığı olduğunu öğrenir. Hayatının son günlerini yaşarken karşısına şeytani ama bir o kadar da muzip bir varlık çıkar. Teklif basittir: Dünyadan her gün bir şey yok edilecek ve karşılığında genç adam bir gün daha yaşayacaktır. Telefonlar, filmler, saatler… Derken sıra kedilere gelir. Ve mesele bir anda varoluşun merkezine oturur. Roman, “Bir şey yok olursa bizden ne eksilir?” sorusunu sorarken, aslında “Biz kimiz?” diye fısıldar. ⸻ Bu hikaye kalbinizde genişleyen bir hikâye. Dili sade, hatta bilerek sade. Büyük laflar etmiyor. Tam tersine, küçük şeylerin kıymetini usulca dürtüyor. Bir telefon rehberine bakarken, eski bir film afişine dalarken ya da bir kedinin kuyruğunun hafif titreyişini izlerken hayatın aslında ne kadar narin olduğunu fark ettiriyor. Hüzün var mı? Var. Ama pamuk şekeri gibi bir hüzün. Ağızda dağılıyor, geriye hafif bir tat bırakıyor. Kısacası bu roman, ölüm fikrini karanlık bir mağaraya sokmuyor. Onu pencere kenarına oturtup eline bir fincan çay veriyor. Ve diyor ki: “Bak, kaybetmeden önce sevmeyi öğren.” Romanın isimsiz anlatıcısı dışarıdan bakınca sıradan bir genç adamdır. Ama iç dünyası, eşyalarla doldurulmuş bir oda gibi: düzenli, sessiz ve biraz tozlu. Babasıyla mesafeli, annesini kaybetmiş, romantik ilişkilerinde yarım kalmış… Hayatında insanlar var ama bağlar gevşek. İşte bu yüzden “dünyadan bir şeyin silinmesi” fikri ilk başta ona çok da korkunç gelmez. Zaten kendi dünyası biraz eksik gibidir. Her şey silindikçe aslında şunu fark ederiz: Yalnızlık, nesnelerin eksikliği değil; paylaşılamayan anların boşluğudur. Telefon yok olunca sadece cihaz gitmez, birine aniden “seni özledim” diyebilme ihtimali de gider. Filmler yok olunca yalnızca perdedeki hikâyeler değil, bir
Bir Gün Kediler Dünyadan Yok OlsaydıGenki Kawamura · Dex Yayınevi · 20212,296 okunma
Reklam

Seda birgülen

, bir kitap okudu
Puan vermedi·184 syf.··
2026 11. kitabı
Genki Kawamura
7.8/10 · 2.296 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 10. kitabı
Rastgele çevrilen bir telefon numarası ile konuşmaya başlayan ve birbirini hiç tanımayan bir kadın ve bir erkeğin rutine dönen konuşmalarından oluşan bir kitap . temel olarak telefon konuşmaları üzerinden ilerleyen bir anlatıya dayanıyor.. Merkezde Harika Hanım ve onunla iletişim kuran erkek karakter yer alıyor .Olay örgüsü geniş bir aksiyona sahip değil; daha çok diyaloglar aracılığıyla geçmiş ilişkiler, kırgınlıklar ve duygusal boşluklar açığa çıkarılmış.Mekân ve zaman arka planda kalıyor ; asıl odak, iki karakter arasındaki iletişim ve bu iletişimin taşıdığı anlam. Romanın güçlü yönü, yalın dili ve gündelik konuşma akışını doğal biçimde yansıtması. Ancak bu tercih, yer yer anlatının tekdüzeleşmesine neden olmuş.Olay örgüsünün sınırlı oluşu, bazı okurlar için durağan bir okuma deneyimi yaratabilir. Karakterlerin iç dünyası diyaloglarla verilirken, psikolojik derinlik zaman zaman yüzeyde kalabiliyor. Buna karşın, sıradan görünen bir iletişim biçimini merkeze alması ve ilişkilerin kırılgan yapısını göstermesi bakımından metin bana hoş ve anlamlı geldi . kısa ve yoğun bir anlatı arayan okurlar için uygun olabilir; güçlü bir dramatik yapı bekleyenler için ise yeterince tatmin edici olmayabilir. Ben sevdim diyebilirim .
Alo, Harika Hanım Nasılsınız?Tarık Dursun K. · İthaki Yayınları · 2023192 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 9. kitabı
Kitap, içinde toplumun normlarını sorgulayan bir karakter ve insan olmanın anlamını mercek altına alan bir anlatı barındırıyor. Çocukluğundan itibaren “farklı” hisseden Natsuki adlı bir genç kızın bakış açısından ilerliyor hikâye. Aile ilişkileri, sevgi, aidiyet duygusu ile toplumsal beklentiler arasındaki çarpışmalar, bazen absürt bazen keskin bir dille ele alınıyor. Natsuki, kendini “insan” diye kabul edilen kalıplara uydurmeye çalışırken aslında neyin normal, neyin sapkın olduğunu sorguluyor; bu arayış, okurun da kendi kabullerine bakmasını sağlıyor Genel olarak kitap, yabancılaşma, sevgi ve kimlik temalarını cüretkâr bir bakışla işleyen bir hikâye. Toplumun bireye dayattığı “olması gereken (uslu bir çocuk olmak,iyi bir öğrenci olmak,bir işe girmek,evlenmek,çocuk yapmak,zorbalıklar karşısında sessiz kalmak) yaşam sıralamasına uymak istemeyen ana karakterin zorlu hayatının hikayesi yani . Hem ironik hem duyarlı bir sesle, “normal” olanla “farklı” hissettiğimiz şeyler arasındaki ince çizgiyi ustaca çiziyor Kitap kahramanın başına gelenleri önce düşük dozlarda , sonra giderek artan bir şiddetle rahatsız eden detaylar vermeye başlıyor .örneğin bir taciz iması var ,şüpheleniyorsunuz ,sonra bammmm! İnanılmaz ve çok gerekli olmayan detaylarda ruhunuz çekiliyor . “normal bir hayat” beklentisi onun için birer sığınak değil; daha çok dar bir kostüm gibi. Natsuki bu kostümü giymeyi reddediyor ve kendi gerçekliğini, bazen çocukça bazen ürpertici bir mantıkla bambaşka bir hayat hayali kuruyor. Hikâyenin yüzeyinde bir yabancılaşma öyküsü varken, derininde insanın hayatta kalmak için hangi hikâyelere tutunduğu sorgulanıyor.Buralar ilginç geldiği için okumayı sürdürdüm. Özellikle çocukluk bölümleri masumiyetle karanlık arasında ince bir ipte yürüyor. bir an empati kurarken,
DünyalılarSayaka Murata · İthaki Yayınları · 2023472 okunma