Gerçek anlamda .. geri dönüğümüz yok.. Tarih öyle işlemez.. asla daha önceki bir devrin .. ortamıyla yeniden buluşulmaz.
Zamanın yürüyüşü bizi hep yeterince keşfedilmemiş, yeterince işaret şamandırası konmamış ve ancak dış görünüş olarak önceki kuşakların içinden geçtiklerini andıran yeni bölgelere sürükler.
..
Altın çağlar, hep sonradan çıkmış, belli siyasal ve ideolojik projelerin değirmenine su taşıyan aldatmacalardır.
İnsanlık tarihinin tüm önemli anları için de, ister cennet ister cehennem olarak algılansınlar, aynı şey geçerlidir.
Hakim bir düşünce söz konusu olduğunda, onu paylaşmayanlar itirazlarını duyurabilmek için çoğunlukla kurnazlık etmek ve dolambaçlı yollara sapmak, hatta o düşüncenin bazı ilkelerini kabul ediyormuş gibi görünmek zorunda kalırlar.
..Fransa’da..
Seksenli yıllara gelinceye dek, sağcı olduğunu açıkça söyleyen yönetici sayısı azdı; solcu olmayanlar kendilerini “merkez” diye adlandırmayı tercih ediyor ve komünistleri eleştirdiklerinde de kendilerini, katiyen anti-komünist olmadıklarını vurgulayan bir girizgah yapmak zorunda hissediyorlardı..
Bugün ise tam tersi geçerli: Sağcılar bunu iftiharla ilan ediyorlar; komünizmin şu veya bu yönü hakkında olumlu nir görüş ifade etmek isteyenlerse, kendilerini, katiyen bu öğretinin lehinde olmadıklarını vurgulayan bir girizgah yapmak zorunda hissediyorlar.
Alman felsefesinin Zeitgeist adıyla biçimlendirdiği bu kavram, göründüğü kadar sanal değildir; hatta Tarih’in yürüyüşünü anlamak açısından temel öneme sahiptir.
Aynı çağda yaşayanların hepsi birbirlerini çeşitli şekillerde ve genellikle farkına varmadan etkiler.
İnsanlar birbirinden kopya çeker, birbirine öykünür, hatta birbirini maymun gibi taklit eder; revaçta olan tavırlara, bazan muhalif gibi durulsa da, uyum sağlanır..
Söz konusu “ruh”un hangi yollarla yayıldığını ve kendini kabul ettirdiğini saptamak güçtür, ancak her çağda kusursuz bir etkinlikle iş başında olduğu da yadsınamaz..