En derin manasıyla tefekkür etmek, bizi şükre ve duaya götürür. Zira varlığın bir mucize olduğunu gören bir aklın buna hayranlık duymaması ve şükretmemesi mümkün değildir.
Varlık âlemi, belli bir amacı ve mânâsı olan, içinde hiçbir şeyin boş yere yaratılmadığı, sırlarla ve işaretlerle donatılmış bir aklî ve ruhî canlıdır. Bunu bulmak, keşfetmek ve anlamak, insanoğlunun düşünce ve eylem tarzının temelini oluşturur.
En derin manasıyla tefekkür etmek, bizi şükre ve duaya götürür. Zira varlığın bir mucize olduğunu gören bir aklın buna hayranlık duymaması ve şükretmemesi mümkün değildir.
Bir şeyin özü ve çekirdeği anlamına gelen lüb'ün çoğulu olan elbâb, aklımız sayesinde anladığımız şeylerin hakikatinin derin bir biçimde idrak edilmesini ifade eder.
İbn-i Kesir'e göre ulü'l-elbâb, "varlıkların hakikatini görünen gerçekliklerinde idrak eden, kavrama yeteneği yüksek akılları" ifade eder.
"Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri [cezadan kurtulmaları için] onlara bir fayda sağlamadı. Zira Allah'ın ayetlerini [sürekli olarak] inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi. Ahkaf, 26
Görme, duyma ve diğer organların başarısızlığı, biyolojik bir kusurdan değil, akıl ve kalbin hakikate kapanmasından kaynaklanmaktadır. İbn Kesir'e göre bu "Allah'ın rehberlik etsinler diye yarattığı bu organlardan faydalanmamanın" sonucudur.