Asla yaşlanmayacaksın, asla o çok korktuğun Alzheimer'a yakalanmayacaksın, en güzel halinle, kıvrılarak düşen bir yaprak gibi gittin. Paraşütçüler yere inerken takla atarlar, ama sen göğe yükselmeden önce yaptın bunu. Biraz daha sabredebilirdin, birlikte gidebilirdik. Dünyanın sonuna çok zaman kalmadığını söylüyorlar.
Gözlüğünü aldım ve taktım, ne gördüğünü anlamak istedim. Ve dünyaya senin açından baktım. Senin gözlüğünden hakikat daha az düşmanca, dünya daha pembe, daha tatlı, insanlar gülümsüyor. Gözlüğü saklasam mı diye düşünüyorum.
O ve annem, birbirleri için duydukları ilgi ve endişeyi dile getirirken bile kendi aralannda hep azarlar gibi konuşurlardı. "Dışan çıkarken atkım tak dedim!” ya da "Bir dakika otur be yahu!”, sanki hakaret ediyorlar.
Sert bir adamdı, kimse onunla dalaşmaya cesaret edemezdi. Karısı pek gün yüzü görmemişti. Bu kabalık onun için yaşam kaynağı, sefalete direnme gücü ve erkek olduğuna inanmanın bir yoluydu.