"Kapıyı yavaşça açıp tam dışarı çıkacakken, geçtiği yolların kir pasını almış, terle karışmış, dayanılmaz, ekşi ekşi bir koku geldi burnuma. Bir an başımı çevirip bu kokunun nereden geldiğini anlamaya çalıştım ama bulamadım. Merdivenlerden yalpalaya yalpalaya inerken hatırladım: Baba kokusuydu. Aradan yirmi beş yıl geçse de hâlâ aynıydı."
"Babamın ceketi; işten, kahveden, pazardan veya bütün gün gezip dolaştığı sokaklardan dönüp kapı girişindeki askıya rastgele asılan bütün baba ceketleri gibi kederle bana bakıyordu sanki."
"Bağlamasıyla bavulunu eline alıp yavaşça ayağa kalkarken ayakları çatır çutur etti. Sanki o an zorlukla hareket ettirdiği eklemlerinden yere bir avuç kemik tozu, takati kalmamış içli bir nefes ve yıllar önce söylenmiş pişman harfler döküldü."