- Peki dünyanın en büyük yalanı ne? diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde.
- Ne mi? Hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın
denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur .
Bu yörelerde bir yığın arkadaşı
vardı - ve bu da yolculuk yapmayı neden bunca sevdiğini açıklıyor. Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir.
Papaz okulunda olduğu gibi, insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır.
Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez.
tim:
"İnsanın belleğinden yakasım kurtarması büyük emek ister;, ama bunu başardığında sınırlannın zannettiğinden
çok daha geniş olduğunu görürsün. Adına Kainat denen, bütün sorunlan ve bütün çözümleri barındıran bu devasa
bütünün içindesin. Geçmişine değil, ruhuna git. Kainat pek çok değimden geçerek tazelenir. Bu değişimlerin
her birine hayat deriz. Fakat nasıl hücrelerin değiştiği
halde sen aynı kalıyorsan zaman da geçip gitmez, sadece
değişiir. Yekaterinburg' da bir şeylerle uğraşan kişiyle aynı
insan olduğunu sanıyorsun. Oysa öyle değilsin. Konuşmaya
başladığımda farklı. biriydim. Tren de Hilal'in keman
çaldığı yerde değil. Her şey değişti ve bunu tam olarak
kavrayamıyoruz.,
"Ama günün birinde bu hayatın miadı dolar," diye araya
girdi Y ao.
"Miadı nu dolar? Ölüm, başka bir boyuta açılan kapıdır."
"Gelgelelim ne söylersen söyle, sevdiklerimiz de, bizler
de günün birinde gideceğiz."
"Sevdiklerimizi asla, asla kaybetmeyiz," dedim ısrarla.
"Onlar bizimledir, hep hayatımızdadırlar, sadece başka
odalardayız. Öndeki vagonda kimler var göremiyorum,
ama bizimle, sizinle, herkesle aynı anda seyahat eden insanlar
var. “