Eser, Meksika kıyılarında karısı Juana ve bebekleri Coyotito ile yoksulluk içinde yaşayan yerli bir inci avcısı olan Kino'nun hayatını anlatıyor.
Bebek Coyotito'yu bir akrep sokar. Paraları olmadığı için kasabanın zengin doktoru tarafından reddedilen Kino, çaresizlik içinde denize dalar ve Dünyanın En Büyük İnci'sini bulur.
Bu inci, Kino'nun gözünde bir umut, özgürlük ve daha iyi bir hayatın kapısıdır; evlilik, oğlunun eğitimi ve fakirlikten kurtuluş hayalleri kurar. İncinin bulunması kasabada hızla yayılır ve komşularda kıskançlık, zenginlerde ise açgözlülük uyandırır. İnsanlar, doktor, tüccarlar ve hatta rahipler bile inci üzerinden çıkar elde etme peşine düşer. İnci tüccarları, aralarında anlaşarak Kino'ya değerinin çok altında bir fiyat teklif ederler.
Kino, haksızlığa boyun eğmez ve daha büyük bir pazarda şansını denemek için ailesiyle kaçar. Ancak inci, peşlerindeki hırs, şiddet ve cinayetle dolu bir trajediye yol açar. Umut simgesi olan inci, sonunda ailenin en büyük kaybına ve yıkımına neden olur.
Kitabın yalın anlatımının ardında evrensel ve güçlü temalar yatar.
İnci, başlangıçta umudu temsil etse de, zamanla insandaki açgözlülüğün ve hırsın sembolü haline gelir. Maddi refah arayışının, insan ruhunu nasıl yozlaştırdığını ve şiddete sürüklediğini gösterir.
Yazar, zengin ve fakir arasındaki derin uçurumu ve sistemin, yoksul halkın emeğini nasıl sömürdüğünü çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer; örneğin doktorun ve inci tüccarlarının tavırları. (Bu durum ne yazık ki günümüzde de devam etmekte ; yoksul halkın emeğini sömüren bir sistem.)
Steinbeck, fakirlerin yaşam standartlarının değişmesinin ne kadar zor olduğunu, sistemin ve kaderin çaresizliğe mahkûm ettiği insanların isyanını ve trajedisini anlatır.
Özetleyecek olursam; İnci, paranın