Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Kitabı Okumayanlar Spoiler Dolu Bir İnceleme!!!)
Çocukluğundan itibaren sevgi açlığıyla büyümüş bir kadının ilk aşkını nasıl tanrısallaştırıp korkunç bir takıntı haliyle hayatının hep en merkezine koyduğuna tanıklık ediyoruz. İlk aşkına platonik ve hastalıklı bir şekilde hayatının sonuna kadar bağlı kalıyor.
Adamın hep çevresinde ama benliğini de tamamen ezerek asla kendini hatırlatmıyor veya adamı elde etmek için de kılını dahi kıpırdatmıyor. Şahsi düşüncen bir kadın asla bu kadar hırssız olamaz. :) Belki yazarın hayalindeki mükemmel kadının karakter tasviridir. Ama yazar kadının aşkını okuyucunun iliklerine kadar hissettirecek şekilde işlenmiş. Son olarak hayatı boyunca kendini, benliğini hiçe sayan kendini kendine bile değersiz hissettirirken kadın çok seviyorum dediği adama düzeltilmesi imkansız bir vicdan azabı yükleyip gidiyor. Bunu da daha gaddarlaştırıp adamın varlığından haberdar olmadığı çocuklarının ölümüne bağlıyor. Psikolojik tasvirini ben yapamam ama iyi gösterilmiş korkunç bir karakter!!! Ama aşkı yaşama şekli mektuba kadar takdir edilesi.
“İrkildi; sanki bir kapı kendiliğinden açılıvermiş, huzur dolu odasına bir başka dünyadan soğuk bir rüzgar esmişti. Bir ölümü hissetti, ölümsüz bir aşkı hissetti ; ruhunda bir şey yarılıp açıldı ve uzaklardaki düşsel bir müziğe kulak kabartır gibi coşkuyla düşündü görülmez kadını.”