“Seni suçlamıyorum, ben seni olduğun gibi seviyorum, ihtirasın ve unutkanlığınla, vericiliğin ve sadakatsizliğinle seviyorum, seni nasılsan öyle, yalnızca öyle, geçmişte ve bugün olduğun gibi seviyorum.”
Stefan Zweig bu eserinde oldukça saygıdeğer ve dingin hayat süren bir kadın bile olsa tutkularının peşinden gittiğinde tıpkı kumarbazların kendilerine hakim olamamaları ve bağımlılıkları kadar tehlikeli olabileceğine dikkat çekiyor ve tutku peşinde giden kadınları belki de kumarbazlara benzetiyor. Hatta yirmi dört saatlik bir tanışıklığın insan hayatını tamamen değiştirebileceğini anlatmaya çalışıyor. Hikaye içinde hikayenin yer aldığı kitapta hayatının sonbaharındaki İngiliz bir kadının en mahrem sırrını tesadüfen karşılaştıkları bir olaydaki tutumuyla dikkatini çeken ve kendini anlayabileceğini düşündüğü yazara günah çıkarması olarak özetleyebiliriz.
“Sivil bir şahsiyet olarak ben, niçin savcı rolü oynayacakmışım ki: Meslek seçmen gerekiyorsa, savunma cephesinde olmayı yeğlerim. Şahsen insanları mahkum etmektense, anlamak beni daha mutlu kılar.”
Mihaly’nın en çok dikkatini çeken nokta, yaratma süreci içindeki sanatçılar için zaman ortadan kayboluyormuş gibi görünmesi olmuş. Neredeyse hipnotik transa giriyor gibiymişler.Başka yerlerde nadiren görülen bir dikkat söz konusuymuş.
Sonra şaşırtıcı bir şey dikkatini çekmiş. Onca zaman ayırdıkları tabloları bitirdikten sonra, yaptıkları şeyi zafer sevinciyle seyrediyor, başkalarına gösteriyor, övgü peşinde koşuyor değilmiş sanatçılar. Hemen hepsi bitirdikleri tabloyu kenara koyup bir diğeri üstünde çalışmaya başlıyormuş. SKİNNER HAKLI OLSAYDI- insan sadece ödül kazanmak ve cezalandırılmamak için bir şeyler yapıyor olsaydı- sanatçının bu davranışı açıklanamaz olurdu.