Kimseye kendini göstermek zorunda değilsin.
Kimseyle yarışmak zorunda değilsin. Elindeki fidanı dik, gönlündeki tohumu toprağa göm.
Senin eylemin bu: Erdemli keder. Dünyada çok acı var ve sen geçip gidemiyorsun. Bir el seni çiçekleri diriltmeye zorluyor. Onların direncini senin direncine bağlayan bir yol var.
Yok, sen usulca yürü, koşma.
Fısılda ama bağırma.
Kederin garibi ol sen.
Görünmeyen kapı sana açılacaktır.
Semaya bak.
Bahçede dalından koparılıp koparılmaz yenen çiğ domates;basit duyguların bolluk ve verimlilik zirvesi, ağızda yayılan ve özünde bütün zevkleri birleştiren bir şelale.
Gergin kabuğunun biraz veya tam gerektiği kadar direnmesi,ağızda eriyen eti,dudakların kenarından akan ve parmakları lekeleme endişesi olmadan elin tersiyle silinen o çekirdekli likör ve içimize doğanın sellerini şelalerini boşaltan o kırmızı küçük yuvarlak; işte domates , işte yaşanası serüven !
Bir betimleme ancak bu kadar gerçekçi olabilirdi. Kitabı domates mevsiminde okumak da bir şans meselesi :)
Akşamüzerleri, güzel kokular saçan bir ıhlamur ağacı, içimizde zamanın da silmesinin mümkün olmadığı bir yer edinir kendine ve yaşam sevincimizin derinliğinde öylesine büyük bir mutluluk izi bırakır ki bunu ancak bir Temmuz akşamının yumuşak dinginliği anlatmaya muktedir olabilir .
Genç Weather’in Acıları’ndan sonra okuduğum en yoğun tasvirli kitaptı. Hayatın akışı içinde belki birkaç saniye içinde yaşadığımız olayları, tattığımız lezzetleri sıkmadan okutacak şekilde sayfalar boyu anlatabiliyor olması bir başarı gerçekten.
Verilmek istenen mesaj dışında hikayenin sonunu bir miktar zayıf bulduğumu söyleyebilirim .
Herşeye rağmen keyifli bir okumaydı.