Ragıp Sefa Sarı

Ragıp Sefa Sarı
• φιλοσοφία, philosophy, Felsefe Kur’an, 41/33
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş ânı yokluğuyla dolduruyor. Onun bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırıyorum - tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görülmeyen yerleri temizliyor veya uydu-ruyor. Kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir bellek çalışması olduğu kadar, kendimize de yöneliktir, benmerkezci, bir anlamda kendimizi kurtarmaya, birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır. Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi? Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz. Hayattan,tabii ki, onun o büyüleyici geçiciliginden. (Georgi Gospodinov / Bahçıvan ve Ölüm)
Reklam
(11)Dâvâları için her yolu meşrû görmeleri, yalan söylemeleri: “İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.” (5/Mâide, 13); “Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.” (5/Mâide, 32); “Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla ‘inandık’ diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: ‘Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.’ Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.” (5/Mâide, 41). Kulluğu değil de “hizmet”i öne çıkartan zihniyet, netice için her yolu, her metodu meşrû ve mubah kabul edebiliyor; yalan söylemede de bir sakınca görmüyor. Yalanı renklendiyor; beyaz yalanları,
Çok tartışılan bir başka konu ise otonom sürüş. Tamamen kendi kendine giden, hiçbir insan müdahalesine gerek duymayan arabaları gerçekten görebilecek miyiz? Belki ama yakın gelecekte bunun mümkün olduğuna pek inanmıyorum. Tam otonom sürüş için yalnızca verileri işlemek veya trafik senaryolarını analiz etmek yetmez. Araçların dünyayı insan gibi anlaması gerekir. Örneğin yolda bir cisim gördüğünde onun bir taş mı yoksa bir plastik poşet mi olduğunu ayırt edebilmelidir. Eğer rüzgârla savruluyorsa bunun plastik poşet olduğunu bilmelidir. Bunun için dünyaya dair bilgiye sahip olmalı: Poşetler hafiftir, rüzgâr vardır, rüzgâr poşetleri savurur. Aynı şekilde araç toplumsal ve fiziksel etkileşimleri de çözümlemelidir: Insanlar tokalaştığında ayrılacaklarını ve belki yola çıkacaklarını, bir top yola fırladığında arkasından bir çocuğun koşabileceğini ya da tasmasından kurtulan bir köpeğin sahibini peşinden sürükleyeceğini kavrayabilmelidir. Bugün elimizdeki yapay zekâ henüz bu düzeyde bir dünya bilgisine sahip değil. Tıpkı büyük dil modellerinde (LLMs) gördüğümüz gibi: çok etkileyici sonuçlar üretmelerine rağmen hâlâ temel sınırları var. Bu nedenle tam otonom sürüş hâlâ uzak bir hedef.” (Sepp Hochreıter çeviri Deniz Weber - Yapay Zekâ Ne Yapabilir,s, 92 - 93 Kadim Kitap)
“Yapay zekâ, bilgisayarların hesaplama gücünü kullanarak çeşitli problemlere etkili ve hızlı çözümler ürettiği programlardır. Yapay zekå bir bilgisayar programıdır. Yapay zekå, kendi program kodunun neticelerinin dışına çıkan bir şey değildir. Kendi kendine evrilebilir, ancak başta verilen program kodunun izin verdiği sonuçların dışına çıkamaz.” Ahmet Çevik/ Yapay Zekâ NE YAPAMAZ (Bilim Gelecek Kitaplığı)