Ama insanlar kendilerine birey olma olanağını vermiş kentte istedikleri zaman yalnızlığın tadına varabildikleri gibi; onu ellerinden kaçırmamalı, istediklerinde yeni "agora"larda bir araya gelmeyi de örgütleyebilmelidirler.
Kent için asıl karar verenlerin uzmanlar değil, kentliler olması gerektiğini söylerken, söz konusu olan bir "popülizm" değildir. Çünkü kentlilerin kentleriyle kurduğu ilişkiler, bizi doğrudan (uzmanların işi olmayan) demokrasi sorununa götürmektedir.
Önümüzdeki manzara, Türkiye'de muhakkak ki hep böyle değildi. Hatta şehirlerin tarihi bakımından çok yakın denecek bir zamana kadar, ülkede kendine has kokusunu, dokusunu, kimliğini koruyan, oralara gitmenin ayrı bir haz verdiği şehirlerimiz mevcuttu. Böyle olduğu için Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir'inde bize birbirinden ayrı beş dünyayı anlatabilmiştir.
Artık önümüzde duran manzara, kültürü görmezlikten gelen, tanımayan, hiçbir kimlik taşımayan ve aramayan, şehirlilerin ortak iyiliklerine yönelmeden yalnızca özel çıkarların güdümünde "barbarca" talan edilen, artık "şehir" olarak bile adlandırılamayacak bir duruma düşen yerleşim yerleridir.