Marc, burjuvaziyi daha şimdiden mahvolmaya yükümlü görüyordu. İktidarın paylaşılması sırasında bu iktidarı çalan, gasp eden ve kötüye kullandığı için yıpranan bir sınıftı bu. Kiliseyi, zevkleri ve yağmaları için tabii bir ortak olarak gördüğü gün hürriyetçi bir sınıf iken gerici olmuş, serbest fikirden en aşağılık papaz taraflılığına geçmişti.
Teneffüs edilen hava gibi gerçeğe ihtiyacı vardı. Ona sahip olmazsa, dayanılmaz ıztıraplar çekiyor, onsuz yaşayamıyordu. Gerçeğin şiddetle yenilgiye uğradığını, inkar edildiğini, artık yerinden kalkamayacak bir ölü gibi yalanlara boğulduğunu gördükten sonra, şımdı gerçeğe daha ziyade inanıyor, onu, gömmek istedikleri gün, dünyayı patlatacak kudrette kuvvetli hissediyordu.
Çoğu zaman, gerçeğin acılığı ve karanlığı içinde tam zaferi görmek mükafatına erişmeden bir parmak boyu ilerleme pahasına da olsa her gün kan ve gözyaşı dökmek bir ödevdi.
İhtilalinin baltası, hiçbir devirde, kurtlanmış eski cemiyetin bünyesinde bu kadar derinliğine inmemişti. Karşı konamayacak bir hamle milleti geleceğin kentine götürebilirdi.