Z <3 11.06.2026
Mâzi tarlasının hâsılâtının, mürûr-i zaman süzgecinde un ufak olup nisyân derelerinde inhilâle maruz kalmaktan, ehemmiyeti ve müessiriyeti sebebiyle kurtulması kanaatimce icab etmiş olan kısmıdır yazdıklarım.
Dini bilimsel, bilimi de dinsel hale getirmek için atılan her adımın bizi yeni çıkmaz sokaklara götürdüğü artık aşikar olsa gerekir. İki buçuk asırlık devasa bir bilim ve felsefe tecrübesinin ardından aklı, bilimi, inancı ve diğer temel değerleri yerli yerine oturtacak olgun ve derinlikli bir varlık tasavvurunu inşa etmek imkansız olmasa gerektir.
Daha önce de belirttiğim üzere, geleneksel bilimler ile modern bilimler arasındaki temel fark, teknik ilerlemeden yahut teknolojik araçlardan değil, varlığa ve tabiata yönelik bakış açısı ve tasavvurdan kaynaklanmaktadır.
Bu noktayı göz ardı ettiğimiz müddetçe modern bilimin bulgularını geleneksel dinlerin manevi öğretileri ile birleştirme teşebbüsleri başarısız olmaya mahkumdur.
Bu büyük görevi üstlenmeden, çabalarımız bilimi yarı dinî bir hakikat konumuna yükseltmekten veya dini, bilimsel bir mecaza dönüştürmekten başka işe yaramayacaktır.
Bu yeni ruhun önemli bir sonucu da bilim ve teknolojinin evliliğidir. Öyle ki bu evlilik nedeniyle artık tüketim ekonomisinin taleplerine ve koşullarına boyun eğmeyecek bir birimden yani "saf bilim"den pek söz edilemez.
Mesleklerini hâlâ hakikat ve bilgi arayisi olarak gören sınırlı sayıdaki bilim insanını bir kenara bırakacak olursak modern bilimsel çalışmaların kahir ekseriyeti, devlet fonlar ve uluslararası şirketler tarafından finanse edilen ve sonu gelmez teknolojik yeniliklerde kendisini gösteren bir güç arzusu tarafından yönlendiriliyor.
Bilimsel araştırmaların önceliklerini bilimsel kriterler değil, piyasa şartları belirliyor. Bilimin önünde giden teknoloji kapitalizmi bilimsel çalışmalara katkı sağlarken bir yandan da bilimi kapitalist tüketim ve eğlence kültürünün bir kuklası haline getiriyor.
Batılı olmayan toplum ve kültürlere hasım bir öteki gözüyle bakan Avrupa medeniyeti, tabiatı ve varlık alemini de kavga edilecek, kuşatılacak, fethedilecek ve sömürülecek bir nesne olarak görür.
Modern Sanayi toplumları tabiatı daha fazla sömürmek için onu bir makine olarak kurgulamak zorundadır. İçinde sırların, sınırların, ahlaki normların ve akli ilkelerin olduğu bir tabiatı kesip biçmek ve sonuna kadar sömürmek sanıldığı kadar kolay değildir. Makine metaforu sadece düzen ve öngörülebilirlik değil, aynı zamanda kontrol demektir.