Çünkü yeni ve fenni addedilen öğretim usulümüzden hasıl olan zihniyet gereği, gençlerimiz sadece akla ve ilme uygun olan şeylere riayet etmeye alıştırılmıştı. Bu gençlerin terbiye ve ahlakları da doğal olarak pek eksik kaldı. İşte böyle bir zihniyetle yetişmiş olan yeni neslin bilgisine, idrakine ve yenilik arzusuna gelenek, usul, karakter, adap, itaat ve ahlak gibi hiçbir toplumsal esas karşı duramadı.
Artık bir tarafta her şeyi kabul edip caiz gören yüksek ve aydın sınıf çeşitli milletleri en aşırı bir şekilde örnek alıp taklit ediyor, diğer tarafta da kısmen aydın olan daha aşağı sınıflar her türlü yeniliğe karşı uyuşma kabul etmez bir şekilde karşı çıkıyordu. Şiddetli ve yadırgayıcı nefretlerinin etkileri her yerde hüküm sürüyordu.
Fakat en yüksek, en aydın sınıfımızın Latin esasına dayanan bu taklitleri benimsemesi çok geçmeden bu sınıfın haysiyet ve vakarını kaybetmesine neden oldu. Ayrıca bu durumun aleyhlerinde yarattığı nefret ve husumet, olağanüstü bir reddedişe dönüştü.
Avrupa rekabeti diğer Batılı milletlerin iştirakiyle genişleyince Fransız usulü üzere yenileşme gayesi de çeşitli milletleri örnek alma ve taklit etme işine dönüşmeye başladı.
O vakit bu medeniyet bütün incelikleri, bütün parlaklıkları ile en çok Fransada görünür olduğundan takip edilen medenileşme biçimi de Osmanlı toplumunu Frenkleştirmekten ibaret kaldı. Dolayısıyla Fransız ahlak ve adetlerinin taklidi ve fikirlerinin benimsenmesinden başlanarak, meziyetlerinin ve hatta noksanlarının alınmasına özenildi.