İslam inancının bilime aykırı olması şöyle dursun, aksine onu bütünüyle kuşattığı için, dini inançlarımızla bilimsel inançlarımız ayrılmaz bir bütün oluştururlar.
Osmanlı toplumuna tahrip edici son darbeyi vurmuş olan işte bu maddecilik fikridir. İlginçtir ki, bin üç yüz seneden beri İslâm memleketlerinde maddecilik fikri de ilk defa biz de ortaya çıkmıştır.
Gaye birliğini temin edecek olan müşterek ahlak ve inancı dini hasletlerin doğurduğunu, bu nedenle dine hürmet ve bağlılık göstererek, hükümlerini yerine getirmenin de en önemli toplumsal vazifemizden olduğunu bilmeliyiz.
Yani bir insan topluluğunun millet haline getirilebilmesi için o cemiyeti oluşturan fertlerin müşterek his ve âdetlerle, birbirine uygun fikir ve inançlarla ve ortak bir gayeyle birbirine bağlı olmaları gerektiği, bu bağların kopması hâlinde her türlü gelişim imkanının ortadan kalkacağı ve nihayetinde bunun cemiyetin mahvına sebep olacağı bilinmelidir. Çünkü insanlığın ilerlemesi fertlerin ancak bir cemiyet halinde yaşaması ile mümkün kün olabilir.
Memleketin kaderine yaklaşık bir asır hâkim olan bu seçkin sınıfın memleket idaresi konusundaki yetkinliği de maalesef toplumsal kıymetinden pek farklı olamamıştır. Çünkü memurluk ortamından kaynaklanan cesaretsizlik nedeniyle gerçek bir sorumluluk almaya hiçbir zaman cüret edemedikleri gibi, azim ve liyakat konusundaki yetersizliklerine eşlik eden vukufiyetsizlikleri nedeniyle de yabancı müesseselerin kurulmasını tercih eylemişlerdir.