Moderniteden evvel Müslüman düşünürler, dünyayı anlamlandırmak için Doğu-Batı gibi kategorik kavramlar kullanmadılar. Müslüman bilim insanları, felsefeciler, âlimler, hakikati ararken dünyaya bir bütün olarak baktılar ve Hintli, Çinli, Afrikalı, Sasani, Yahudi, Hristiyan kimliğine bakmadan herkesten istifade ettiler.
Bir insan topluluğu, teknoloji kullanmadığı ve dış dünyayla irtibat kurmadığı için “medeniyetten uzak ve ilkel” olarak tasvir ediliyor. Ok ve yay kullanma becerisine sahip olmaları âdeta hayretâmiz bir durum olarak takdim ediliyor. Netice itibariyle İHA’sıyla onlara tepeden bakan modern medeniyetin mensupları, bu korkak/ürkek insanlara empati ve şefkat göstermekten de geri durmuyorlar. Haberin sonunda altın madencilerinin bu insanların aile fertlerini, dostlarını, kabile mensuplarını öldürdüklerini öğreniyoruz. Bu hadisede kim ilkel ve barbar, kim insancıl ve medenî?
Medeniyetimizin, çağımızda, bir tekniği, bir sanat ve estetik ifadesi, bir düşünce dinamiği, bir bilim ağı olmalı. Ki Batı uygarlığıyla savaşabilelim ve benliğimizi koruyabilelim.
Fakat en yüksek, en aydın sınıfımızın Latin esasına dayanan bu taklitleri benimsemesi çok geçmeden bu sınıfın haysiyet ve vakarını kaybetmesine neden oldu. Ayrıca bu durumun aleyhlerinde yarattığı nefret ve husumet, olağanüstü bir reddedişe dönüştü.
Avrupa rekabeti diğer Batılı milletlerin iştirakiyle genişleyince Fransız usulü üzere yenileşme gayesi de çeşitli milletleri örnek alma ve taklit etme işine dönüşmeye başladı.