Demek ki, Müslümanlar, kendilerine kimsenin lütfu ve ihsanı olarak bahşedilmemiş olan, bu nedenle de kimseye boyun eğmek zorunda bulunmadıkları bir özgürlüğe taliptir: Müslüman olma özgürlüğü... Bu özgürlüğün elde edilmesi için kimseyle boğuşmak gerekmiyor: kullanılabilirse bu özgürlük her zaman, her yerde kendiliğinden vardır. Müslüman olma özgürlüğü kullanılabilirse bugün var gibi görünen birtakım kısıtlamaların, kayıt ve şartların ne kadar anlamsızlaştığı ortaya çıkar. İslâm'ın özgürlük kavramı da başkalarınınkine benzemez çünkü.
İbni Mes’ûd radıyallâhu anh da şöyle demiştir:
“İnsanların istedikleri her konuda fetva veren kişi şüphesiz mecnundur. Âlimin kalkanı ‘lâ edrî (bilmiyorum)’ sözüdür. Çünkü âlim bilmediği konularda konuşup hata ettiğinde birçok tenkide hedef olur.”
(İlk sûfîlerden) Serî es-Sakatî (v. 251/865) -Allah ona rahmet eylesin- şöyle dedi:
1-İnsanlar görsün diye bir şey yapma!
2-Onlar görmesin diye de bir şeyi terk etme!
3-Halkı memnun etmek için bir şey yapma!
4-İçinden geçenleri de onlara açma!
Batı Rönesans'ı, İslâmi tefekkür tarzından aldığı her türlü bilgiyi ve yöntemi profanlaştırmıştır. Yani onun kutsal içeriğini boşaltmış, bu bilgi ve yöntemi boş kalıplar halinde benimseyerek içeriğini dünyevî ve cismanî bir anlayışla doldurmuştur. Bu bilgi ve tecrübe birikimini onu Allah'a götüren, insanoğluna bu yolda hizmet veren bir amaçla kullanmamıştır.