Selma

Selma
@Selmasayik
Puan vermedi·128 syf.··
2021 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2021 15:16
CENGİZ AYTMATOV- DENİZ KIYISINDA KOŞAN ALA KÖPEK Gece boyunca uyuyamayan bir çocuk. İlk defa deneyimleyeceği deniz avının heyecanıyla uyuyamıyordu.  Ya başarılı olup takdir edilecek ya da başarısız olup bunun hüznünü yaşayacak. Yahut hiçbirimizin aklına gelmeyen olacak. Tamda burada Cengiz Aytmatov’un kalemini çarpıcılığı ile karşılaşacağız. Kalemiyle başarı ve başarısızlık gibi herkesin aklına gelen terimlerden uzaklaştıracak. Aklımıza gelmeyen başımıza gelecek.  “Talih var güldürür, talih var öldürür.” Bizim hikayemizi özetler nitelikte bir cümle bu. Kirisk’in  dümeni onu hangi yöne götürecek. Güldürecek mi, öldürecek mi? Bunun merakıyla Kirisk da bende yeni günü bekliyoruz. O ilk av günü düşünüyor bense talihin dalgaları onları ne tarafa savuracak diye düşünüp bekliyorum. Yeni gün doğdu. Yeni günün ne getireceği belli olmaz. Onlar da bilmiyordu. Kalbi heyecanla atan bir çocuk, denizi kitap gibi okumuş Orhan Ata, denizle büyüyen Emrayin, Mılgın Amca ve ben yola çıktık. Bu yolculuk  bize neler kazandıracak neler kaybettirecek bunun merakıyla denizin yüzünde sakin sakin ilerliyoruz. Ala Köpek Dağı yavaş yavaş kayboluyor.  “Kayıktaki insan, evrenin sonsuzluğu karşısında bir hiç olduğunu çok iyi anlıyordu.” Koskoca evrende nokta kadar olan dünyada, uçsuz bucaksız gibi görünen denizde nokta kadar olan hacmimizle ilerliyoruz. Varlığımızı noktayla kıyaslıyoruz peki ya düşüncelerimiz hayallerimiz. Kim bilir Emrayin’in oğluyla ne çok hayali, ne çok yaşamak istediği var. Mılgın Amca’nın yüreğinden neler geçiyor acaba? Orhan Ata’nın kimseye aktaramadığı, sonsuz olmasını istediği, bu dünyaya bir iz olarak bırakmak istediği düşünceleri… Yüreğinde taşıdığı Deniz kızı, hiç evrenle karşılaştırılır mı? “Ama insan düşünürdü, düşüncesiyle denizin ve göğün yüceliğine erişirdi. Ve
Deniz Kıyısında Koşan Ala KöpekCengiz Aytmatov · Elips Kitap · 20135,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·140 syf.··
2020 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2020 15:30
SABAHATTİN ALİ / DEĞİRMEN Sabahattin Ali'den okuduğum üçüncü kitaptı. Ve diğer eserli gibi şaşırtıcı ve etkileyiciydi. Kitap üç bölüm ve 16 hikayeden oluşuyor. Ve üslubuyla, betimlemeleriyle başka başka duygular yaşatıyor. Kısacık öykülerinde bile insanın içini ezebiliyor. Okurken bir anda hikâyenin bir parçası oluyosunuz. Yaşanan duyguyu birebir yaşıyorsunuz. Mesela beni düşündüren, beynimi kurcalayan sözleri Sabahattin Ali'nin süzgecinden geçirmeme sebep olan hikaye " Kazlar" oldu. Kocasının gözünde bir eşya kadar değeri olmayan kadının kocası için kaz çalması. Bir çocuğuyla silik, çaresiz bir yaşantı süren kadına hapishanede ki kocasından mektup geldi. Kocası karısından iki tane kaz istiyodu. Gardiyanlara rüşvet verip daha iyi bir yerde yatmak, pislikten kurtulmak için. Belki de kadının hayatındaki en değerli varlıklarıydı. Zaten iki taneydi. Eğer onları götürse ne yapardı. Akrabalar da hayırsız. Böyle çaresiz anlarda şeytan en iyi pusulaydı. Komşunun kazını çaldı ve çocuğuyla hapishanenin yolunu tuttu. Kocası o gidinceye kadar çoktan ölmüştü. Çıkarcı gardiyan kocasının öldüğünü söylemedi. Kadın hırsızlıktan tutuklandı. Üç hayat yoksulluktan, kimsesizlikten, kötü insanlar yüzünden silindi gitti. Her hikâyede ayrı bir yolculuk, yeni bir tecrübe var. 16 hikaye okudum ve 16 tane tecrübe edindim. Bilmediğim bazı duyguları tattim. Kimi zaman aşık olup fedakarlık yaptım, aşk için kendimden vazgeçtim. Kimi zaman aşktan dilim tutuldu. Bazen çaresiz kaldım. Bazen son umdun kendime olduğunu hissettim. Ve kendimce en önemlisi iyiliğin ve sevginin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha öğrendim. " İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir." ( Descartes)
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,8bin okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2020 10. kitabı
·
MARTI JONATHAN LIVINGSTON / RICHARD BACH "Yavaş yavaş uçuyordu ki yine hızı kesildi ve düşecek gibi oldu. Fakat hiç utanmadı bundan, çünkü Martı Jonathan Livingston sıradışı bir kuştu." Sıra dışı bir martının hikayesi. Görünümü diğer martılarla aynı ama düşünceleri diğerlerinden farklı bu yüzden sıradışı. O yapabileceklerinin farkında. Ona doğuştan itibaren belirlenen yoldan gitmek yerine kendi çizdiği yoldan gitmeyi tercih etti. Ve her zaman yapabileceğine, başarabileceğine inandı kimse inanmasada o sadece inandı. Uçmak onun tek tutkusuydu. Diğerleri gibi yemek aramıyordu bir kemik bir tüy kalmak umurunda bile değildi. O sadece öğrenmek istiyordu. Sadece yemek için yaşamak ne anlamsızdı oysaki ögrenecek ne çok şey vardı. "Perişan bir hale gelen kanatları kurşun gibi ağırdı, fakat ona asıl ağır gelen şey başarısızlığıydı." Piskolojik yorgunluk fiziksel yorgunluğa göre daha ağır geliyordu ama ama asla pes etmiyordu. Hep gözü daha da yükseklerdeydi. Kimse destek çıkmadığı halde inancın peşinden gitmek ne zor. Birisi bizim başaracağımıza inanmadığında başarısızlık daha kolay geldiği için basitçe vazgeçebiliyoruz. Yeteneklerimizin farkına varmadan, yapabileceklerimizi düşünmeden sadece vazgeçebiliyoruz. Birilerinin düşünceleriyle hayatımıza yön veriyoruz. Bazen çok beğenerek aldığımız bir kıyafeti giyerken bile o ne der diye giymekten vazgeçiyoruz. Başkalarının düşüncelerini o kadar çok önemsiyoruz ki kendinimizi başarısızlığa sürüklüyoruz. Kendi farklılıklarımızın farkına varmalıyız. Hepimizin dış görünüşü aynı ama fikirlerimiz farklı, farklı olmalı. Martı Jonathan Livingston gibi olmalıyız dışlansak da farklı bakışlara maruz kalsak da sadece başarmaya meyilli olmalıyız. Kendimizle olan yarışımızı hep kazanmaya çalışmalıyız. Daha da yükseğe uçmalıyız. Fikirlerimizi
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,1bin okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2020 9. kitabı
PALTO / GOGOL Dışlanan, silik yakıştırması yapılan, para sıkıntısı çeken, çevresindeki kişiler tarafından görmezden gelinen Akakiy Akakiyeviç'in öyküsü. Hikaye insanlar tarafından dışlanan, alaya alınan sıradan bir katibin yeni bir palto sahibi olma isteğiyle başlar ama işler ne yazık ki beklendiği gibi gitmez. Asıl hikayeye geçmeden önce Akakiy Akakiyeviç'in ne kadar iyi bir katip olduğunu işine çok önem verdiğini görüyoruz. Ama bunun hiç önemsenmediğini yapılan işin kalitesine değil de üstünede ki kıyafetlerin kalitesine bakılıp aşalandığına şahit oluyoruz. Akakiy Akakiyeviç'in tek hayali yeni bir paltoydu. Yeni palto için bir sürü fedakarlık yaptı. Bizim istediğimiz zaman elede edebileceğimiz palto için o bir çok şeyden vazgeçti. Paltosunun hayali bile onu mutlu etmeye yetiyordu. Ve sonunda sahip de oldu. Ama yine de sonu güzel olmadı. Belki de hayatı boyunca ilk defa o kadar multu olmuştu. Yazar paltosuyla ilişkini mutlu aileye benzetmiş. Bence daha üst düzey bir mutluk yok. Insanlara alt sınıf, üst sınıf, çirkin, güzel diye muamele yapmak yerine düşüncelerin kalitelerine göre hislerine göre muamele yapmak bizi daha kaliteli insanlar yapar. Selma ŞAYIK 31.05.2020
PaltoNikolay Gogol · Tutku Yayınevi · 201746,2bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2020 6. kitabı
GÖĞÜ DELEN ADAM / ERICH SCHEURMANN "Eğitim yüzünden sağlığını yitirmemiş ve henüz doğal duygularını koruyan hataya açık bu Güneydenizi yerlisinin basit düşüncelerine ve bakış açısına kulak verelim. O, bizim tanrılarımızı kendi ellerimizle yok edip yerine ölü tabutlar koyduğumuz dünyamızı tanımamıza yardım ediyor." Bu kitapta beyaz adamın yaşantısını Güneydenizli bir yerlinin ağzından dinliyoruz. Onunki halkına bir sesleniş. (Gerçi Samoa'daki Tiavea'nın Kabile reisi Tuiavii bu konuşmayı hiç yapmamıştır ama bir taslak şeklinde kendi yerli dilinde yazmıştır ve bu taslak Almancaya çevrilmiştir.) Halkına seslenişinde şöyle diyor: Beyaz adam mutluluğunu, hüznünü, duygularını taştan yarıklara hapsediyor. Para uğruna mutluluklarını, vicdanlarını, yitiriyorlar. Hatta sevincinden, karısından çocuğundan olanlar bile var. Paralarını canı pahasına korurlar. Büyüklerinden öğrendikleri budur. " Daha doğar doğmaz para ödemeye başlarsın. Öldüğünde de, öldüğün için ailen para ödemek zorunda kalır. Ayrıca bedenin toprağa verildiği için ve mezarına senin adına dikilen taş için de para ödemek gerekir." Beyaz adamamın bir sürü "şeyi" vardır. Ama "hiçbir şeyi" yok. Beyaz adamın hiç zamanı yoktur. Sürekli yakınırlar niye biraz daha zamanları olmadıkları için. " Sanıyorum ki, çok sıkı tuttukları için zaman, ıslak elden kayan yılan gibi akıp gidiyor ellerinden." " Oysa zaman sessiz ve uysaldır, huzur ister, güneşin altında döşeğinde uzanıp yatmak ister. Papalagi ( Beyaz adam) zamanı tanıyamadı, anlayamadı. Bu yüzden, o kaba gelenekleriyle hor kullanıyorlar onu. ... ( Sesleniş devam ediyor.) Bize normal gelen şeylerin bazıları aslında ne kadar garip. Yaptıklarımızı, yaşantımızı sorgulaya sorgulaya geri gitsek yaptıklarımızın mantıklı bir nedeni var mıdır? Aslında yapmamız gereken başkaysa
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,1bin okunma
Reklam